Tezler

KOMAK – M L’ NİN ÖNEMLİ İLKESEL BELGELERİ

TEZLER

(Ekim 2006)

İÇİNDEKİLER

Avusturya’da Proleter Devrim ve Sosyalizmin Yolu üzerine Tezler (Mayıs 2005 / Ekim 2006)

İşçi Hareketi ile ilişki, Sınıf Mücadelesi ve Komünist Parti inşası Üze­rine Tezler (Ekim 2006)

Emperyalist Savaş Üzerine Tezler (Mart 2003)

Kadınların Kurtuluşu Üzerine Tezler

Emperyalist Ülkelerde (iktidardaki) Faşizm üzerine Tezler (Ekim 2003)

Yeni sömürgesel bağımlı Ülkelerdeki Kurtuluş Mücadelesi Üzerine Tezler (Şubat 2005).

6 Maddede daha sıkı bir işbirliğinin Temelleri (Kasım 1998)

Komünizme Götüren Yol

Avusturya’da Proleter Devrim ve Sosyalizmin Yolu üzerine Tezler

(Mayıs 2005)

Avusturya, küçük olmasına karşın burjuvazinin parlamenter biçimde kendi sınıfsal diktatörlüğünü uyguladığı göreceli olarak etkili bir emperyalist devlettir. Bizzat bu devlet uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin ifadesidir ve devlet ve zor aygıtı bütünüyle burjuvazinin siyasi ve ekonomik çıkarlarını gerçekleştirmek ve egemen sınıf diktatörlüğünü ayakta tutmak üzerine yöneliktir. Bu nedenle burjuvazinin propagandistlerinin çok övdükleri demokrasi de sadece çok sınırlı olarak demokratiktir. Bundan esas olarak avantaj sağlayanlar egemen sınıf mensuplarıdır.

Bu uzlaşmaz sınıfsal toplumun aşılmasının koşulu – Avusturya’da da – proleter bir devrimdir. Proleter devrim geçmiş devrimlere karşın bir sınıfsal toplumun yerine bir diğerini koymayı hedeflememektedir. Tam tersine proleter devrimin hedefi sınıfsız toplumdur.

Şuandaki Sistem ve Perspektiflerimiz

1. Tekniğin üredim, nakliyat, iletişim vs. deki gittikçe daha da yükselen gelişmesine karşın dünya çapında insanların en büyük çoğunluğu 21. yüzyılın başında yoksulluk ve çoğu kez sefalet içinde yaşıyor. Halk kitleleri genel refahın bir yükselişi yerine düzenli olarak krizler ve savaşlara maruz kalmaktadırlar. Bunun suçlusu üretici güçlerin son derece dengesiz oranda geliştiği küresel egemen kapitalist-emperyalist sömürü sistemidir. Toplumsal zenginlik buna uygun olarak hem uluslararası alanda, hem de metropollerde (en gelişmiş kapitalist, emperyalistlerde) bile bütünüyle tek taraşı dağılmıştır.

Avusturya ve diğer emperyalist ülkelerde teknolojik ilerleme üretimin rasyonalize edilmesi ve işçilerin çıkarlarına karşı olarak kullanılmaktadır. Emekçi kitlelerin yaşam standardı işsizlik ve yükselen fiyatlar nedeniyle düşmektedir.

Kapitalistler sınıfı ve onların içinde her şeyden önce mali oligarşi (banka ve sanayi holdingleri) iktisat ve siyaseti kesinlikte kendi çıkarlarına göre yönlendirmektedirler.

2. Kapitalistler sınıfı devlet iktidarına sahiptir; biz burjuvazinin diktatörlüğü altında yaşıyoruz. O salt kendi medya organlarını ve işçi sınıfı içindeki kendi ajanlarını (diğerlerinin yanında SPÖ= Avusturya Sosyaldemokrat Partisi – ÇN, ve ÖGB= Avusturya Sendikalar Birliği – ÇN) kullanmakla kalmaz, aynı zamanda açık polis terörü ve askeri harekete geçirmeye girişebilir ve gerektiğinde faşist bir egemenlik biçimi kurabilir. Yani işçi sınıfının mücadelesi içinde egemenlerin siyasi kararlarına bir etki yapabilecekse bile, yine sonsal olarak kararı kapitalistler verir.

3. İşçi hareketi sınıf mücadelesinde toplumsal reformlar gerçekleştirebilir ve burjuvaziyi tek tek taleplerin yerine getirilmesine zorlayabilir. Oysa bu iyileştirmeleri sürekli güvence altına almak için sermayenin egemenliği kırılmalıdır. Ne var ki kapitalistler egemenliklerinden asla gönüllü olarak vazgeçmeyeceklerdir, ve onları başımızdan barışçıl araçlarla def edemeyiz. İşçi sınıfı devrimci komünist bir parti önderliğinde silahlı bir ayaklanmayla siyasi iktidarı fethetmeli, eski devlet aygıtını yerle bir etmeli, kapitalistleri mülksüzleştirmeli ve kendisinin yeni, proleter devrimci devlet aygıtına dayanarak kendisinin sınıf çıkarlarını devrilen burjuvaziye karşı gerçekleştirmelidir (9.Tez ile karşılaştırınız).Ancak böylece tüm insanların gerçekten yoksulluktan, kölelikten, baskıdan ve savaşlardan arındığı bir toplumsal düzene kavuşabiliriz. Bunun için işçi sınıfının çoğunluğu toplumun devrimci bir dönüşümünün gerekliliğine ikna olmuş olmalı ve sosyalist inşayı kendi ellerine almalıdır.

4. Bu yolda tüm insanların kendi yeteneklerine göre genelin zenginliği ve refahı ve sürekli ilerlemeye katkıda bulunduğu ve kendi gereksinimlerine göre pay sahibi olduğu sınıfsız bir toplumu mücadele ederek istiyoruz.

Proleter bir Devrim nedir?

5. Proletarya önderliğindeki sosyal devrim toplumsal ilişkileri siyasi, iktisadi ve kültürel alanda bütünüyle dönüştürür.

6. Proleter devrim birçok onlarca yıl süren sürekli bir süreçtir ve silahlı ayaklanmay­la ve işçi sınıfının örgütlü, bilinçli kesimlerinin siyasi iktidarı ele geçirmesiyle başlar.

7. Siyasi alanda Kapitalist sınıfın (ister onun burjuva-parlamenter, faşist-terörist, başkanlık diktatörlüğü veya ister başka bir biçimdeki) diktatörlüğü veya çifte egemenliğin diğer bir biçiminin yerini işçi Sovyetleri biçiminde işçi sınıfının dolaysız diktatörlüğü planlı bir iktisat alır. Parti içindeki örgütlü öncü devrimde (kendisinin önüne) önderlik talebini koymalıdır.

8. İktisadi alanda kapitalist sömürü düzeni ve azami kar elde etme ilkesi, halk kitlelerinin çıkarları doğrultusundaki planlı bir ekonomi ile değiştirilir. Bunun önkoşulu geniş kapsamlı mülksüzleştirme ve iktisadın tüm sektörlerinde üredim araçlarının kamulaştırılmasıdır.

9. Kültürel alanda burjuva, kadınları ayırımcı, milliyetçi ve dini-kara cahillik obskurantik/ kültür, diyalektik materyalizme dayanan, halka hizmet eden bir kültür ile değiştirilir.

10. Bu üç alanın hepsinde yeni devlet iktidarı tarafından ilk, kararlı adımlar hızla atılır. Ne var ki bununla toplumsal devrim hiçbir şekilde bitmemiştir; bilakis halk kitlelerinin bunların içine çekilmesiyle devrimci kampanyalar sürdürülmeye devam etmelidir; aksi halde devrimci hareketin bir felce uğraması ve adım adım veya hızlı bir şekilde kapitalizme geri dönüş tehdit eder.

Proleter bir Devrimin Koşulları

11. Emperyalist bir ülkede proleter bir devrimin temel önkoşulu kapitalist sınıfın şimdiye kadar olduğu gibi artık bu şekilde egemenliklerine devam edemeyeceği ve işçi sınıfı ile ezilen halkın şimdiye kadar olduğu gibi artık böyle yaşamaya devam etmek istemediği devrimci bir krizdir. Bundan bir devrim de çıkabilmesi için Lenin’e göre şu gerekliydi:”Birincisi, işçilerin çoğunluğunun (yada en azından sınıf bilinçli, düşünen, politik olarak aktif işçilerin çoğunluğu) devrimin gereğini tam olarak kavraması ve bu uğurda ölmeye hazır olması; ikincisi, egemen sınıfların en geri kitleleri bile politikaya çeken (her gerçek devrimin belirtisi, o zamana kadar gevşek olan emekçi ve sömürülen kitlenin siyasi mücadele konusunda yetenekli temsilcilerinin on kat, hatta yüz kat artmasıdır), hükümeti güçten düşüren ve devrimcilere bu hükümeti hızla yıkma olanağını sağlayan bir hükümet krizi yaşıyor olmaları gerekir.” (Lenin, “Sol Radikalizm”, TB, cilt 31, s. 71 vd, Almanca, Türkçe’si: “Sol Radikalizm”, s. 85, İnter Yayınları, 1996)

12. Bunun için iyi örgütlü, işçi sınıfının tüm kesimlerinin içinde kök salmış, işçi sınıfı ve ezilen halk kitlelerinin hoşnutsuzluğunu ve devrimcileşmesini kendi etkinlikleri ile ilerleterek siyasi bunalımı keskinleştiren marksist-leninist bir mücadele partisi gereklidir. Bu komünist partisi devrimci hareketi ideolojik ve pratik olarak yönetmesi için bilimsel komünizmi stratejik ve taktik olarak doğru kullanabilecek durumda olmalıdır. Kitlelere “devrimci şiarların doğruluğunu deneyim yoluyla kavramak – görev bundan ibarettir” (J. W. Stalin, “Leninizm’in Temelleri Üzerine”, TE, cilt 6, Almanca) kolaylaştırmak için mücadele ve örgütlenme biçimleri somut koşullara uyarlanmalı ve en iyi şekilde kullanılmalıdır.

13. Komünist partisi en başından itibaren en kararlı ve en bilinçli güçleri örgütlemeli ve örgütünü onun silahlı ayaklanmayı siyasi olarak yönetme ve iktidarı işçi sınıfının proleter-demokratik organları ile devrimci bir şekilde ele geçirmeye yetkin bir araç olacak durumda inşa etmelidir. O üyelerini devrimci teoriyle ve bunun pratik, yaratıcı bir şekilde kullanılması konusunda eğitmeli; kendisini ve üyelerini illegalite koşulları altında da çalışabilecek olmaya hazırlamalı ve ileri işçileri gittikçe daha fazla kendi partisi içine çekmeli ve onları devrimin gerekliliği konusunda ikna etmelidir. Komünist partisi işçi sınıfına hizmet eder ve ondan kopuk çıkarlara sahip değildir.

14. İşçi sınıfının belirleyici bir bölümü devrimci teorinin beyinlerde sağlam bir şekilde yer etmesi ve burjuva devlete karşı pratik mücadeleler ile, siyasi, ekonomik ve kültürel önlemlerini burjuvazinin devrilmesinden sonra proleter iktidarı uygulamaya yetkin olmalıdır.

Avusturya’da Proleter bir Devrimin Olanakları

15. Son 150 yılda birçok devrim çabaları ve bir dizi kaçırılan devrimci veya devrim öncesi durumlar oldu. (Çeşitli nedenlerle, ama çoğu kez en bilinçli devrimci güçlerin deneyimsizliği veya kararsızlığı nedeniyle Avusturya tarihinin bu düğüm noktaları kullanılamadı (Ekim 1848, Ocak 1918 – Yaz 1919, 1927 – 34, 1938 başı, 1945, 1950).

16. Devrimci fırsatların kaçırılmasında Avusturya işçi hareketi içindeki reformizm ve revizyonizm belirleyici bir rol oynamaktadır: Sosyaldemokrasi 20. yüzyılın birinci yarısında kendisinin Austromarksizmi ile işçi sınıfını devrimci mücadelenin teori ve pratiğinden alıkoydu; ikinci yarısında ise Austro-Keynesçilik ve kurumsallaştırılmış sosyal ortaklık sayesinde her türlü sendikal mücadele faaliyetini de uyuttu.

17. 1930-lu ve 1940-lı yıllardaki faşizmin saldırısı ve terör rejimi komünistler arasında da proleter devrim perspektifini büyük oranda arka plana itti. KPÖ (Avusturya Komünist Partisi – ÇN) 20. yüzyılın ikinci yarısında önce halk cephesinin strateji olarak eleştirisizce sürdürülmesi, sonra Kruşçof-Breşnef-revizyonizminin Avusturya’ya uygulanması ile işçi sınıfı içindeki devrimci yönelim hemen hemen bütünüyle harap edildi. Küçük burjuva ideolojinin tüm türevlerine ve onun işçi sınıfı içindeki etkisine karşı ideolojik mücadele belirleyici bir görevdir ve böyle bir görev olarak kalmaktadır.

18. Avusturya’da proleter devrimin teorisi, devrimcilerin pratikleri üzerine de feci bir şekilde tesirli olan, 1940-1ı yıllardan beri ancak yetersiz bir biçimde gelişmiştir.

19. Avusturya’da devrimci-komünist perspektif ancak 1960-1ı yıllardan buyana Avusturya Marksist-Leninist Partisi (MLPÖ) tarafından yeniden ele alınmıştır. Bu Rönesans özellikle KPÖ-revizyonizmine karşı mücadele, Komintern-çizgisinin yeniden yaşatılması, Çin Devrimi ve Mao Zedung ‘un gerçekçi bir değerlendirilmesi için mücadele, Üç-Dünya-Teorisine karşı mücadele, Enver Hoca-revizyonizmine karşı mücadelenin temelinde gerçekleşti.

20. Faşizmin Kızıl Ordu ve Müttefik Güçler tarafından yenilgiye uğratılmasından altmış yıl sonra ve sosyaldemokrat “refah devleti”nin bitiminden yirmi yıl sonra devrimci bir devinim için koşullar yeniden daha uygun olacaktır. Tüm bir kuşak ne faşizmi, ne de refah devletinin inşasını yaşadı, bilakis sadece 1980-li yılların ortasından buyana kapitalist dünya sisteminin sürekli olarak inişini ve sermayenin gittikçe daha küstahça işçi sınıfına ve halk kitlelerine saldırısını yaşadı.

21. Oysa en sınıf bilinçli güçlerin büyük bir bölümü halâ baş düşman olarak faşizme karşı mücadele yürüttüğünden veya on yıllardır süren “sosyal ortaklık” nedeniyle kendi başlarına hareket etmek için olanak geliştirmediklerinden devrim için sübjektif unsurlar olanakların çok gerisinde kalıyorlar.

22. Komünistler ancak tutarlı, dayanıklı ve çok enerjiyle parti inşasını ilerletirlerse, ve işçi sınıfının özel kesimlerini sosyaldemokrat işçi aristokrasinin etkisinden koparır ve bağımsız olarak örgütlenirlerse, gelecek devrimci bunalımların olanaklarını kullanabilirler.

Proleter Devrime Götüren Yol

23. Avusturya’da iki esas sınıflar kapitalist sınıf ve işçi sınıfıdır. 2005 yılında Avusturya’da yaşayan 8 milyon insanın yaklaşık 5 milyonu daha dar anlamda işçi sınıfına mensuptur (faal çalışanlar, işsizler, geçimi temin edilenler ve yaşlılar).

Ayrıca yaklaşık 2 milyon yarı-proleter, ücrete tabi ‘ara tabakalara’ (özellikle eğitim, sağlık ve sosyal alanda çalışanlar ve onların aileleri) mensuptur.

Geriye kalan Avusturya’daki bir milyon insan küçük burjuvaların daha büyük kesimine (küçük esnaf, zanaatkar ve kendi hesaplarına çalışan entelektüel mesleklerden aileleri ile birlikte yaklaşık 600.000 kişi) mensuptur.

Köylülerin çok farklı tabakası, bunlardan en büyük bölümü küçük burjuvaziye ve yalnızca çok küçük bir bölümü burjuvaziye mensup olan aileleriyle birlikte toplam yaklaşık 240.000 kişidir  (% 3).

Avusturya’da tüm burjuvazi 500.000 den daha az insandan ibarettir (yılda 40.000 ğ dan daha fazla kazanan daha üst menajment te ‘kendi başına çalışmayan’ yaklaşık 230.000 çalışanlar ve aileleri bu sayıya dahildir).

Daha dar anlamda kapitalist sınıfı (yani büyük ve ortaca kapitalistler ve onların aile fertleri) yaklaşık 100.000 insanı kapsar. Doğrudan ve hepten ücretli işçilerin sömürülmesinden yaşayan asalaklar sınıfı işte bunlardır. Bunlardan büyük burjuvazi ve mali oligarşi ye mensup yaklaşık 10.000 kişi en önemli üredim araçlarına ve üretilen değerlere sahiptir.

24. Mücadeleci işçilerin sermayenin siyasetine ve egemenliğine karşı birleşik cephesinin inşa edilmesi devrime giden yolda gerçek ilerlemeler için belirleyicidir. İşçilerin birleşik cephesinin anlamı ve amacı, işçi hareketinin siyasi ve örgütsel bölünmesine karşın işçilerin kendilerinin ortak sınıf çıkarları temelinde mücadele içinde birleşmesidir. Komünist partisi bu konuda sosyalizm yönelimini ilerletmeli ve reformist ve revizyonist güçleri siyasi olarak tecrit etmelidir.

Somut pratik ile ajitasyon ve propaganda özgürlüğünü içeren (örneğin: savaşa karşı platform ve yürüyüş, sosyal hakların budanmasına karşı ortak toplantı) belirli sorunlarla ilgili eylem birlikleri ve platformlar işçilerin birleşik cephesinin güncel nüve biçimleridir. Bu eylem birlikleri çok sayıda tek tek eylemlerden sonra bunları aşarak, komünist partisinin siyasi bağımsızlığını korumak zorunda olduğu (“eylemde birlik, eleştiride özgürlük”), bir cepheye doğru (istikrarlı bir ittifak) geliştirilmelidir.

25. Birleşik cephenin inşası ve geliştirilmesi için, halk kitlelerinin egemenlerin siyasetiyle çelişki içine girdiği heryerde müdahale eden kitle örgütlerinin (ilerici dernekler, gruplar, kolektif topluluklar) yaratılması ve bunların içinde çalışılması herşeyden önce şehirlerde gereklidir.

Bu konuda (işçi sınıfının yarısından fazlasını oluşturmalarına karşın toplumsal olarak marjinalleştirilen) emekçi kadınların ve (kurumsallaştırılmış ırkçılık nedeniyle ekstra ayrımcılığa tabi tutulan) emek göçmenlerinin özel olarak örgütlenmesi özel öneme sahiptir. Seksizm, şovenizm ve ırkçılığın kitlelerin kafalarında “böl ve yönet” siyasetinin yer etmesi olarak (ve böylece gericiliğin ideolojik dayanakları) aşılabilip aşılamayacağı onların katılımına da bağlıdır.

Burjuvazi iktidarının temellerinin bulunduğu yerde, kapitalist üretimde, sınıf mücadelesini yürütebilmek için mücadeleci bir sendika hareketine gereksinimiz vardır.

Ve doğal olarak işçi gençliğin örgütlemesi teşvik edilmelidir. 0 devrimin geleceğidir.

Bu nedenle devrimci-komünist partisi işçilerin yaşadığı ve (ücretli) çalıştığı, örneğin işletme ve semt hücreleri biçiminde, heryerde faaliyetini geliştirmelidir.

26. Sosyalist yönelimli bu kitle örgütlerinin siyasi, mücadeleci ortaya çıkışlarıyla proletaryanın esas tabakalarının dışında yarı-proleter ücrete tabi ara tabakaların ve küçük burjuvazinin kesimleri de sermaye ye karşı mücadeleye işçi sınıfının yanına çekilebilir.

27. Çeşitli alanlarda (kadınların kurtuluşu, antirasizm, sosyal hareket, çalışma koşulları, işsizlik, anti faşizm, savaş karşıtlığı, proleter enternasyonalizmi, antiemperyalist dayanışma, gevre, evsiz-barksızlık vs.) mücadele komitelerine katılım ile tüm bu tek tek mücadeleler burjuvazinin egemenliğine karşı ve onun sosyalist bir devrimle devrilmesi için birleşik bir cephesinde bir araya getirilmelidir.

28. Mücadelelerinin darbesini gerçekten bir bütün olarak kapitalist sınıfına karşı, yani egemen düzene karşı yöneltmek amacıyla komünist partisi için işçi sınıfı içinde ideolojik egemenliği kurmak yani onu (işçi sınıfını – ÇN) burjuvazinin zorla devrilmesinin ve sosyalist bir toplum kurulmasının olanağı ve gerekliliği konusunda ikna etmek gereklidir.

29. Komünist partisi kadrolarını sınıf mücadelesi pratiği içinde, onların işçi sınıfının mücadeleleri içinde kendilerinin değer ve sağlamlığını sınanarak gösterecek ve hem iktidarın ele geçirilmesinde, hem de yeni proleter-devrimci devletin ve sosyalist planlı iktisadın inşasında önder bir yol oynayacak bir şekilde geliştirmeli ve görevlendirmelidir.

İktidarın işçi Sınıfı tarafından Üzerlenilmesi

30. Komünist partisi Avusturya ve AB’ndeki ekonomik ve siyasi gelişmeyi titiz bir şekilde izlemeli ve irdelemelidir, ileriye götürücü taktik kararları almak için (ve dünya durumunu, özellikle antiemperyalist mücadelelerin ve emperyalistler arası çelişkilerin gelişmesini dikkate almalıdır). O (KP -ÇN) ileri hareketin ne çok önünden gitmeli, ne de peşine takılmalıdır. O sonal olarak silahlı ayaklanma için uygun zamanı doğru değerlendirmeli ve ayaklanma için ayrıntılı tam plan ve zaman kısa bir süre içinde belirlenerek, planlı bir şekilde saptanabilir.

31. Devrimci bir durumda kararlı ve silahlı birliklere dayanarak devlet gücünün gittikçe
daha büyük alanlarını devralan ve sonal olarak devrimci ayaklanmayla tüm devlet iktidarını üzerlenen ve işçi sınıfının egemenliğini uygulayan proleter-demokratik ayaklanma organları olarak işçiler Sovyetlerinin inşasına özel dikkat hasredilmelidir.

32. Komünist partisi doğru zamanda, burjuva devlet aygıtının proletaryanın en kararlı güçlerinin büyük katılım rağbeti nedeniyle bu birlikleri dağıtamayacağı bir zaman­ da, proleter milislerin inşasına başlamalıdır.

33. Komünist partisi silahlı ayaklanmanın hazırlanması ve girişilmesi için ülke çapında, devrimci genel greve yönelimi işçi sınıfı içinde zamanında yerleştirmeli ve bunun önlemlerini almalıdır.

34. Komünist partisi, devrimci bir krizin yaklaşması halinde devrimin gerçekleşmesi için temel alınan plana dayanarak kendi güçlerinin belirleyici yerlerde yoğunlaşması amacıyla derhal somut ve güncel planı hazırlamalıdır: İşçi mahallelerinde, ama burju­vazinin askeri, siyasi ve ekonomik ana güçlerinin yoğunlaştırdığı yerlerde de (öreğin: kışlalar, nakliyat ve iletişim araçları, hükümet binası, bankalar . . .).

35. Silahlı mücadelenin başlatılması birçok kentsel bölgelerde hemen hemen aynı anda gerçekleşmeli ve hızlı bir şekilde ülke çapında bir silahlı mücadeleye geçilmelidir. Kentlerdeki kitlesel ayaklanmalar mümkün olan en büyük bölgede devrimci-demokratik işçilerin iktidarının kurulmasına götürmelidir; bunun peşinden eski egemen sınıfının karşı devrimci askeri birliklerinin tümüyle yerlebir edilmesi için bir iç savaş biçiminde dev­rimci savaşa girişilir. Devrimci güçlerin inisiyatifi elden bırakmamaları belirleyici önemdedir.

Geçiş Toplumu olarak Proleter Sosyalizm

36. Bizler toplumu kendi güzel düşüncelerine göre dönüştürmek isteyen ütopistler değil, bilakis bilimsel dünya görüşünün yardımıyla gerçek gelişmeyi ve onun yasallıklarını irdeleyen ve buna dayanarak daha iyi bir toplum için mücadelemizi yürüten diyalektik-materyalistleriz.

Ekonomik gelişme ve üretici güçlerin uluslararası durumu nedeniyle sınışı toplumun bir aşılması çoktan beri mümkündür.

37. İnsanın insan tarafından sömürülmesine dayanan sınışı toplumların mirasına karşı mücadelede kapitalist sömürücü toplum ile sınıfsız komünizm arasında bir geçiş toplu­mu gereklidir, proleter sosyalizmi, proletarya diktatörlüğü.

38. İşçi sınıfı egemenliği altındaki toplum düzeni olarak sosyalizm, proletarya diktatörlüğü, ilkel toplumdan buyana (yani sınışı toplumun başından beri), halkın büyük çoğunluğunun, yani bizzat kadın ve erkek farklı kökenli emekçilerin en önemli üredim araçlarına sahip oldukları ve siyasi kararları aldıkları ilk toplum düzenidir. Bu, sömürücü azınlığın sınıf egemenliğini ancak halk kitlelerini bölmesi ve kışkırtmasıyla ayakta tutabildiği tüm geçmiş sınışı toplumlar karşısında temelli bir ilerlemedir. Sosyalist toplum düzeni böylece toplumda, ekonomide ve ailede kadınların yüzyıllarca eski, ataerkil baskı altında tutulmasının ortadan kalkması için ve baskının ırkçı, milliyetçi-şovenist ve benzer biçimlerinin ortadan kalkması için de temel oluşturmaktadır.

39. Sosyalizm, kapitalizmden komünizme dinamik bir geçiş toplumudur. Bunun anlamı bir yandan bunun için keskin siyasi, ekonomik ve ideolojik sınıf mücadelesinin gerekli olduğu; ekonomi, siyaset, halk kitlelerinin bilincinde ve toplumsal yaşamdaki burjuva kalıntıların gittikçe daha fazla geriye itilmek ve sonunda ortadan kalkmak zorunda olduğudur. Diğer yandan, kapitalizmden dolaysız kaynaklanmayan, oysa bölünme, baskı ve sömürüye yarayan çok farklı düzeylerdeki halk içindeki diğer çelişkiler de adım adım ortadan kaldırılmalıdır (öreğin: kent-kır, kadın-erkek, elişi-kafa işi, … gibi). Bu gelişme duraklamaya uğrarsa, kapitalizmin geri dönüşü tehlikesi daha büyür.

40. Sosyalizm, en önemli üredim araçlarının toplumsallaştırıldığı ve üredim araçları üzerindeki özel mülkiyetin ortadan kaldırıldığı bir toplum düzenidir. Büyük ve ortaca kapitalist işletmeler (büyük toprak mülkiyeti dahil olmak üzere) derhal mülksüzleştirilecektir. Küçük işletmelerdeki emekçiler kooperatiflerde biraraya toplanacak ve kooperatiflerin daha yüksek tipleri yoluyla adım adım gittikçe daha güçlü bir şekilde ulusal iktisadi planlamanın içine çekilecektir.Ekonominin çeşitli sektörlerinin bilinçli bir gelişmesini işçi sınıfı ve halk kitlelerin çıkarlarına göre ve onları azami olarak katarak eşitsel geçim güvencesiyle onların gereksinimlerini ileriye götüren bütünlüklü toplumsal bir sosyalist bir plan iktisadı böyle mümkündür. Bu kâra yönelik olmayan, planlı ve krizlerden arınmış ekonomi gelişmesi hem ekolojinin ölçeklerini hem de çalışma koşullarının kolaylaştırılmasını yerine getirecek ve çalışmanın nahoş bir yük olmaktan çıkıp sorumlu ve kendi sorumluluğunda yaşam tarzı olarak ilk yaşam gereksinimlerinden biri haline gelmesi hedefine adım adım hizmet edecektir.

41. Sosyalizm, eski ezilen ücretli işçiler sınıfının siyasi iktidara sahip olduğu bir sınışı toplumdur. Devrimci devlet iktidarı, bir yandan eski burjuvazi ve diğer eski sömürücü sınıfları ezmek ve dağıtmak; diğer yandan yeni bir burjuvazinin ortaya çıkmasını engellemek için kullanılır. Yeni proleter devlet iktidarı, sovyetler sistemi, doğrudan, katılımcı bir demokrasidir. Bu, bir yandan kendisini burjuva-parlamenter demokrasiden, delegelerin/seçilmişlerin seçmenlerin sürekli denetimi altında bulunmaları, her zaman seçimle görevden alınabilirlikleri ve ortalama ücretten daha fazla kazanamamaları ile ayırır. Diğer yandan sovyetler hem karar alma, hem de yürütme gücüne her düzeyde sahiptir; yani onlar kararlarını hemen de uygularlar veya uygulanmasını yaptırırlar. Bu geçiş toplumundaki işçi sınıfının gerçek iktidarı için önemli bir devletsel temel, işçi ve asker sovyetlerinin demokratik denetimi altındaki proleter milislerin inşasıdır. Şimdiye kadarki sosyalist toplumların deneyimleri, devleti gereksiz kılmak için bürokratikleşmeye karşı ve halk kitlelerinin gittikçe daha da yaygın bir şekilde yönetime katılması için mücadeleye özel önem verilmesini açıkça belirtmektedir.

42. Biçimsel burjuva-demokratik özgürlükler (toplanma özgürlüğü, düşünce ve basın özgürlüğü, …) sosyalizmde – kapitalizmde üredim araçları üzerindeki özel mülkiyete tanınan merkezi hak dışında – halk kitleleri için gerçek olanaklara dönüştürülür. Her türlü işçi dernekleri (örn.: basın ve dernek teşvikleri ile) özellikle desteklenir ve burjuva örgütler dağıtılır. Buna ek olarak işçi hareketinin sosyal haklara ilişkin eski ve yeni talepleri (eğitim, sağlık, iş, konut, giyim, ev işinin toplumsallaştırılması hakkı, …) kapsamlı bir şekilde gerçekleştirilir. İnsanların gittikçe daha da büyük kesimlerinin temel gereksinimleri kendilerinin gerçek iş verimlerinden bağımsız olarak sosyalizm inşası süreci içinde adım adım toplum tarafından karşılıksız karşılanır.

43. Halk kitlelerinin büyük bir bölümü eski durumlardan devrimci kopmanın gerekliliğini kavrarsa, ancak o zaman sosyalizmin mücadeleyle kazanılabilmesine karşın, sosyalizmde insanlar eskisi gibi halâ eskiden kalma, geleneksel gerici düşünceler ve davranış tarzlarıyla doludurlar. Sosyalim, işçi sınıfının sömürünün eski ve yeni biçimlerine, bürokrasiye, eski toplumun kalıntıları ve geleneğine karşı, emekçilerin gittikçe daha da yaygınlaşan öz örgütü için kesintisiz, bilinçli mücadelenin tarihsel bir aşamasıdır. Bu nedenle sosyalist inşa sürecinde, halk kitlelerinin proletarya partisi önderliğinde üst yapının radikal bir şekilde dönüştürülmesi için kampanyalar yürüttüğü sosyalizmde toplumsal yaşamın radikal bir şekilde dönüştürülmesi için yinelenen kampanyalar yürütmesi (kültür devrimleri) gereklidir. Dinamiğin korunması ve sosyalizmin düşük bir aşamasından daha yüksek bir aşamaya ve sınıfsız toplum komünizme geçiş sürecinin sürdürülmesi ancak böyle olabilir.

44. Sosyalist toplum düzeni olarak nitelendirilmesinde örgüt olarak esas olarak olumlu
ve sosyalist olarak değerlendirdiğimiz özellikle 1917 den 1952 yılına (19. Parti Kongresi) kadar Sovyetler Birliğindeki; 1949 dan 1969 yılına (9. Parti Kongresi) kadar (Çin HC’ indeki; 1944 den 1976 yılına (7. Parti Kongresi) kadar Arnavutluk SHC’ deki toplumsal siyasi gelişmeye dayanıyoruz.

Bununla Doğu Avrupa’nın ((Çekoslovakya SC, Bulgaristan, DAC, …), Hindiçin’in bazı ülkelerinde ve Küba vs. de halk demokratik-antiemperyalist yönelim içerisinde zaman zaman sosyalist gelişme unsurlarının bulunduğunu dıştalamak istemiyoruz. Fakat oralarda proleter-devrimci bir sosyalizmin sistematik ve uzun yıllar inşasını göremiyoruz.

Küçük burjuva ve işçi aristokratik Sosyalizmin Akımları

45. Sol sosyaldemokrat ve revizyonistlerden bizi herşeyden önce onların sosyalizme barışçıl bir geçiş olanağı teorisi ayırmaktadır. Bu barışçıl yol salt seyrekçe propaganda edilmekle kalınmamakta, aynı zamanda bu, çoğu kez şiddet yoluyla iktidarın ele ve burjuva devlet aygıtının yıkılması sorununu bütünüyle göz ardı etmeyi ve geçiştirmeyi ifade etmeyi içermektedir. Dahası kendimizi özellikle siyasi olarak, bizim sosyalizmi işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki geniş çapta barışçıl rekabetin toplumu olarak kavramadığımız; bilakis proleter devlet iktidarının işçilerin gittikçe daha ileri giden öz örgütüne dönüşmesi için kullanıldığı keskin sınıf mücadelelerin geçiş evresi olarak kavratmamız ile ayırıyoruz. Bu nedenle sırf devletleştirme, üredim araçlarının kamulaştırılmasının en yüksek aşaması deği1, bilakis onun birinci aşamasıdır.

46. Merkezcilik (Ortayolculuk -ÇN) proleter-devrimci hareket ile reformist hareket arasında bir akımdır. Onun siyasi karakteristiği, teori ile pratiğin birbirinden aşırı derecede koparılması, mücadeleleri zayıflatırken ve şaşırtırken aynı zamanda tumturaklı devrimci boş lafların şamatasıdır. Merkezciler radikal ve devrimci lafları – kısmen de devrimci programatik görüşleri – pratik mücadelelerdeki baştanbaşa reformist, bürokratik ve içten pazarlıklı (abwieglerisch) ortaya çıkışlarıyla birleştirmektedirler. Buna tipik bir örnek Austro-marksizmidir.

Merkezcilik sınıfsal açıdan işçi sınıfı içindeki küçük burjuvazinin etkisini ifade eder. Sermayenin belirli saldırıları hakkında hiddete kapılan ve – burjuvazi tarafından kabul edilmiş işçi temsilcileri – konumunu tehdit altında gören radikalleşmiş işçi aristokrasisinin tutumuna da uygun düşer.

Merkezcilik bugün çok çeşitli biçimlerde ortaya çıkmaktadır. Gelişmemiş sınıf mücadeleleri dönemlerinde bu akım, temsilcileri elbette kendilerini tutarlı devrimci mücadele içinde kanıtlamak zorunda olmadıklarından, proleter-devrimci akımlardan çok da zor ayırt edilir.

47. Şu veya bu biçimde farklı troçkist gruplar tarafından savunulan biraz yukarda eleştirilmiş, bazı pozisyonlar biryana, biz ilkesel olarak komşu ülkelerdeki hızlı devrimci ilerlemeler ile güncel olarak daha uygunca olanaklar elvermediği sürece sosyalizmin inşasının bir ülkede mümkün olduğu ve komünistler tarafından planlı bir şekilde amaç edilmesinin zorunlu olduğu görüşündeyiz. Bizler, Avusturya gibi küçük bir sosyalist ülke­de düşmanca ve saldırgan bir çevrede uzun bir süre tek başına ayakta kalabileceğine inanan hayalperestler değiliz. Bizim için söz konusu olan tarihsel ihtimaller de değildir. Ama bizler – Avusturya’da devrimci bir durum ortaya çıkar çıkmaz – biz komünistlerin işçi sınıfını iktidarı ele geçirme, proletarya diktatörlüğünü kurma mücadelesine ve devamla sosyalist inşanın ilk adımlarını atmaya sevk etmemiz zorunda olduğumuzdan eminiz. Her duraksama ve komşu ülkelerde ne olacağını bekleme, sadece Avusturya devrimine
ihanet etmek olmazdı. Üstüne üstlük uluslararası devrimci harekete ihanet olurdu; çünkü iktidarı ele geçirebilecek durumda olmak ve bunu yapmamak, bizzat kendi örneğinde diğer ülkelerdeki işçi sınıfını cesaredlendirmek ve devrimci harekete geçmeye teşvik etmek olanağı fırsatını kaçırmak anlamına gelir.

48. Kruçşof-Breşnef-revizyonistleri karşısında Sovyetler Birliği’ndeki kapitalizmin restorasyonunun 1956 daki 20. Parti Kongresi’nden beri uluslararası komünist hare­kete son derece ağır bir siyasi ve ideolojik darbe indirdiğini vurguluyoruz. Eskiden devrimci işçi partisi kadrolarından yeni bir bürokratik burjuvazi iktidarı ele geçirdiğinde ve kızıl bayraklar altında bürokratik kapitalizmin özel bir tipinin yeni bir sömürücü düzenini kurduğunda devrimci işçi hareketi dünya çapında onyıllarca süren savunma durumuna getirildi. Bu yenilgi sosyalist kampın tüm halk cumhuriyetlerinde, ancak Çin ve Arnavutluk’ta geçici olarak etkin bir şekilde mücadele edilebilen durgunlaşmaya ve yozlaşmaya götürdü. Sosyalist bir toplum düzeni perspektifi, eğer bizler kendimizi Breşnef-revizyonizmden berrak ve kanıtlayıcı bir şekilde ayırırsak, ancak o zaman yeniden parlayacaktır. Bu, yeni bir bürokratik burjuvazinin egemenlik teorisidir ve Doğu Avrupa’nın revizyonist devletlerini 1960-li yıllardan itibaren kesin bir şekilde kapitalist sömürücü düzenlerin özel tipi olarak eleştirmeliyiz.

49. Yeni revizyonistler (Breşnef, Derg Siao-ping vs. lerin taraftarları) sosyalizmin önemini burjuva-kapitalist düşüncelerden devrimci kopuşun çağı olarak ve bununla birlikte komünistlerin ideolojik mücadelesinin seçkin önemini inkâr ediyorlar. Onlar bunun yerine, ekonomik bazın gelişmesini sosyalizmin inşası için biricik belirleyici olduğundan üredici güçlerin önceliği revizyonist teorisini vurguluyorlar. Bu, mekanik kaba materyalizmdir ve onların örneğin Çin’de 20. yüzyılın 70-li yıllarının ikinci yarısında gerçekleştiği üzere yeni bir burjuvazinin iktidarı devralmasını desteklemekte ve üstünü örtmektedir. Çokça devletleştirilmiş sanayinin ve belirli bir sosyal siyasetin varolduğu tüm ülkeler yeni revizyo­nistler tarafından yanlış bir şekilde “sosyalist” olarak değerlendirilmektedir.

Onlar uluslararası durumun analizinde, kendi ülkesindeki sömürücü sınışarın devrilmesi için amansız mücadelenin esas olması değil, bilakis halkların sözde “barışçıl” emperyalistlerle (“2. dünya”) “baş savaş kışkırtıcısına” veya “süper güce” karşı ittifakın esas olmasını savunan üç-dünya-teorisinin çeşitli türevlerini kullanıyorlar.

Revizyonist teorilerinin birçok bölümleri Breşnef-revizyonizmi ile müşterektir.

50. Euro-revizyonistleri küçük burjuva sosyalizmin kendi başına akımları olarak bugün büyük bir rol oynamamaktadırlar. Sosyal emperyalist, Moskova’nın hükmettiği blokun sonuna kadar onlar bloklar arasındaki sosyalizm giden kendi sözde “üçüncü yol”larını öne çıkardılar. Bu bağlamda kendilerini teorik alanda herşeyden önce 1930-li yılların Sovyetler Birliği’ndeki ve 1960-li yılların (Çin’de ve Arnavutluk’taki sosyalist kazanımlarından ayırdılar ve Kruşçof ve Gorbaçof’a bir yakınlıkları vardır.

51. Güya “özyönetim-sosyalizm”i Yugoslav Tito-revizyonizminin yandaşları tarafından en belirgin bir şekilde savunulmaktadır. Bu ve benzer akımlar, proleter-devrimci bir partinin önderliği olmaksızın işlemesi gereken bir “özyönetim-sosyalizmi”ni propaganda etmekte ve ekonominin dezentralisazyonunu aşırı derecede öne çıkarmaktadırlar. Onlar ayrıca aslında sosyalist inşa için bir temeli oluşturan yekpare bir plan doğrultusunda ülkenin sanayileştirilmesi ve köylülüğün kolektişeştirilmesini gerçekleştirme gerekliliğini inkâr etmektedirler. Yugoslavya (veya Cezayir vs.) daki pratik, bu tamamen şekilsel “tüm emekçilerin hak eşitliği” maskesi altında bürokratik kapitalist küçük bir kliğin ülkeye hükmettiğini gösterdi.

52. Arnavutluk Emek Partisi (AEP) ve onun başkanı Enver Hoca’nın yandaşları 1978 den sonra Breşnef-revizyonizmine karşı mücadelenin özsel görüşlerini bundan on yıl sonra geri çekti. AEP’nin “işçilerin bürokratlaşmaya karşı mücadelede harekete geçirilmesi”, “parti bürokratların yerine sınıf mücadeleci işçilerin getirilmesi”, tüm kadroların bedeni çalışma ile de yükümlü kılınması” vs. gibi daha eskice kararları 1980-li yıllarda artık mücadele görevleri olarak konmadı – ve “küçük burjuva maoizmi” olarak red edildi. AEP bununla siyasi olarak gittikçe daha fazla Sovyetler Birliği’ndeki Breşnef sonrası devlet kapitalistlerinin görüşlerine yakınlaştı ve Gorbaçof ve Yelsin ile eş zamanlı olarak sosya­list halk cumhuriyeti resmen fesh etti. Hoca yandaşları bugün ancak 1970-li yılların ortasındaki marksist-leninist dünya hareketinin durumuyla kısmen bağ kurdukları kadarıyla olumlu bir rol oynamaktadırlar. Buna karşın Mao Zedung döneminin (Çin KP ile ilgili olumlu ne varsa, bunların hepsinden nefred etmelerindeki çoğu kez açıktan açığa bölme niyetleri olumsuzdur.

İşçi Hareketi ile ilişki, Sınıf Mücadelesi ve

Komünist Parti inşası Üzerine

Tezler

(Ekim 2006)

Ön Açıklama:

İşçi sınıfının yaşam koşullarının kötüleşmesi, çeşitli sağ ve sol partiler tarafından ele alınan toplumun değiştirilmesi için güçlenmiş bir gereksinime götürmektedir. Kendiliğinden, herşeyden önce sendikal hedeşere yoğunlaşmış işçi hareketinin genişlemesi, iktisat ve toplum düzeninin geniş çaplı değişmesi için çaba gösteren işçi partilerinin de güçlenmesine götürmektedir. Bu çeşitlilik (spektrum) içinde devrimci-komünist bir partinin de sağlamlaşıp sağlamlaşmaması, devrimci işçilere ve marksist-leninistlere bağlıdır. Eğer bunu biz başaramazsak, o zaman sol sosyalist, troçkist, yeni-revizyonist, anarko-sendikalist ve diğer parti inşa örgütleri sınıf mücadelelerinin keskinleşmesi halinde en militan işçiler arasında belirleyici nüfuza sahip olacaklardır.

Bu tezlerde, başlıkta söylendiği gibi, işçi hareketi ile ilişki, sınıf mücadelesi ve komünist parti inşası söz konusudur. Komünist partisinin ne olduğu ve görevlerinin neler olduğu sorununa ilişkin olarak Lenin ve Stalin’den metinler ile birlikte iki temeller-broşürleri (“Ana Özellikler” ve “İki Aşama” ve ML-Lit Vertrieb (ML-Kitap Dağıtım’ı -ÇN) de “Leninizm Defterleri” dizisinde özel olarak parti ile ilgili 8. defteri yayınladık. Parti inşasında şuandaki ağırlık noktalarımız sorunu ile ilgili olarak esas olarak Kuruluş Açıklaması’nda (“ Faaliyetimizin Ağırlık Noktaları”, s.11 [Almancası – ÇN] veya s. 23 [Türkçesi -ÇN] ) ve 5-yıllık-planda saptanmıştır. Komünist partisinin devrime ve devamına ulaşmak için gitmesi gereken yol sorununa ilişkin olarak en önemli şeyler 2005 yılında kararlaştırdığımız” proleter devrime ve komünizme giden yol üzerine Tezler” de bulunmaktadır.

Aşağıda “parti inşası”ndan söz ettiğimizde, devrimci-komünist bir mücadele partisi­nin planlı bir şekilde inşasını kastediyoruz.

1. Bir komünist partisinin inşası için olanaklar sınıf mücadelelerinin ve varolan hareketlerin – ulusal ve enternasyonal – güncel durum ile sıkıca ilintilidir. AB’nin gelişmesiyle bir de Avrupa yönü ortaya çıkmaktadır; diğer Avrupa ülkelerindeki sınıf mücadeleleri, (AB-çapında mücadelelerin Avusturya işçi sınıfını da silkeleyebileceğinden), Avusturya’daki parti inşası üzerinde gittikçe daha önemlisi bir etkileşime sahiptir.

Ne var ki, bu ilinti hiç te dosdoğru bir hat değil, bilakis son derece karmaşık ve karışıktır. Sınıf mücadelelerinin güçlenmesiyle parti inşası olanaklarını otomatikman değil, ama her halükarda dolaysız gerekliliği geliştirmektedir.

Bu balamda gerek objektif (ekonomik, siyasi) ve gerekse çok sübjektif (kişisel, “ruhi”) unsurlar bir rol oynar. Örneğin: Austro-marksistlerin demagojisi nedeniyle Birinci Cumhuriyet’te partiyi yeniden inşa etmek uzun bir süre aşırı derecede zordu. KPÖ (Avusturya Komünist Partisi – ÇN) ancak SDAPÖ (Avusturya Sosyaldemokrat işçi Partisi – ÇN) siyasi ve askeri olarak bütünüyle başarısızlığa uğradıktan sonra amacına ulaştı.

Açık sınıf mücadeleleri olmaksızın sürekli bir şekilde kendisini bir KP (AO – inşa Örgütü – İÖ- ÇN) içinde örgütlenmeye hazır olma hemen hemen hiç yoktur, bu da güçlü bir geliş-gidişlere (Şuktuation) neden olmaktadır. İşçi sınıfının daha fazla ve daha güçlü sosyal hareketleri ve kısmen açık sınıf mücadeleleri K P (İ Ö)nün daha büyükçe istikrarını sağlamaktadır. Sürekli hareketler ve sınıf mücadeleleri komünist hareketin güçlenmesini mümkün kılar ve Pİ – sını (parti inşasını – ÇN) özsel olarak kolaylaştırır; Kuruluş Açıklaması “Avusturya’da durum”, s.7, üstten 4. paragraf – Türkçesi, s.19 vd – ÇN – ile karşılaştırınız).

2. Sınıf mücadelelerinin seviyesi de birden sıçramalı bir şekilde gelişebileceği gibi parti inşasında gelişmeler sıçramalı bir tarzda gerçekleşebilir. Komünistlerin neden “durgunluk” dönemlerinde de gelişme sürecindeki sıçramalara hazırlanmak için parti inşasını ilerletmesi gerektiğinin nedenlerinden biri budur. İşçi sınıfının ve ML-partilerin belirli deneyimleri çifte kez yapılmak zorunda değildir – geçmiş mücadelelerin deneyimleri ve sonuçları gelecekteki mücadeleler için değerlendirilmelidir; bu da parti (İ Ö)-nün görevidir.

3. Kadroların gelişmesi ve sağlamlaştırılması tam da “durgun” dönemlerde zor ve uzun solukludur ve bir dizi tehlikeler pusuda beklemektedirler: yoldaşlar gittikçe yinelenerek vazgeçmekte ve teslim olmakta; veya ama işçi sınıfından koparak ve teoriyi gerektiğinden fazla öne çıkarmak veya diğer taraftan teoriyi küçümseyip, pratikçiliğe ve kendiliğindenciliğe kapılmak eğilimi vardır. Bu tehlikeli eğilimler (teslimiyet, kopuş veya kendiliğindencilik) zaman zaman hem tek tek yoldaşlarda, hem de örgütün tümünde ifadelerini buluyorlar. Kadroların ideolojik olarak sağlamlaştırılmasına çok bilinçli ve azami girişilmesi bir o kadar gereklidir.

Avusturya’da kadroların sağlamlaştırılmasını “durgun” dönemlerde özellikle engelleyen bir dizi koşullar vardır. Bunlara işçi aristokrasisinin hareketleri ve mücadelelerini düşük seviyede, baskı altında tutma, boğma konusunda onlarca yıllık deneyimleri veya çoğu kez eylemlere düzenli bir şekilde katılmaktan ürküten hava koşulları da gibi böylesine farklı unsurlar dahildir.

4. Hareketin güçlenmesi halinde devrimcilere karşı baskının artmasının hesaba katılması gerektiğinden, parti başından itibaren sadece açık değil, aynı zamanda gizli olarak ta inşa edilmek zorundadır. Partinin belirli eyaletlerde veya işletmelerde aktif olduğunu ilan etmek pekalâ uygun olabilir, ama yapılanmalar ve toplantılar buna rağmen içte kalmalıdır.

5. Parti (İ Ö) en başından itibaren proleter devrim için bir mücadele partisi olmaya yönelmelidir. Yani kendimizi proleter bir devrimin gerekliliğini ve mümkün olduğunu kabul
eden (veya bu konuda onları ikna edebileceğimiz) ve bunun için planlı bir şekilde
çalışmaya hazır kişilerin kazanılmasına yöneltmek zorundayız.

6. İşçi sınıfının en iyi militanlarını devrim ve komünizm için kazanmak komünistlerin
önemli bir görevidir. Bu ise ancak komünistlerin kendilerini kanıtladıkları salt teorik ve
pratik mücadeleler içinde mümkündür. Pratikte önümüze yeni çıkan sorunları çözebilmek
için teoriyi kendimize mal etmeli, onu geliştirmeli ve zaman seviyesine getirmeliyiz.
Hareket ve sınıf mücadelesi zayıfsa, o zaman Parti (İ Ö) de -teorik, örgütsel ve pratik
alanda- ancak zayıf olur. İradeci abartmalar uzun vadede parti inşasına zarar verir.

7. Eğer bir Parti (İ Ö) kitlelerin güncel sorunlarını biliyorsa ve onlarla, onların hareketleriyle ve mücadeleleriyle sıkı bağ içinde ise, onları geniş kapsamlı bilgileri ve yetenekleri sayesinde yönetebilir. Parti (İ Ö), – deneyimi ve analizi nedeniyle – somut bir hareketin önündeki en yakın olası gelişme adımlarını görebilir ve bunları aktif olarak ilerletebilir.

8.         Parti inşasındaki sürekli ilerlemeye, çoğu kez uzun süreli kurak sürelere karşın
devrimci-komünist parti inşasının gerekliliği ve mümkünlüğü konusunda ikna olmuş halde
ve bunun için planlı, istikrarlı ve kolektif çalışmaya hazır yoldaşlar gereklidir (Bkz: 3.
Tez). Teori, gelişmemiş sınıf mücadeleleri döneminde de geliştirilmek ve pratikte sınanmak zorundadır.

(8. ve 9. tezler herşeyden önce, parti inşasının emperyalist ülkelerde, en azından bugünkü koşullarda mümkün olmadığı şeklindeki görgül (ampirik)  tavra karşı yönelmek- tedir. )

9.         Parti inşası, komünistler için her defasındaki ağırlık noktaları bakımından birbirlerinden ayrılan iki aşamada gerçekleşir. 1. aşamada öncünün komünizm için kazanılması söz konusudur (Bkz: 10. ve U. Tezler); 2. aşamada kitlelerin devrim için kazanılması söz konusudur (Bkz: 12. Tez).

(Burada söz konusu olan, bir örgütün kendisini hangi andan itibaren “parti” olarak adlandırması gerektiği, ki bu çoğu kez taktik bakış açılarına bağlıdır, sorunu değildir. 2 aşamaya ayıma ile bununla parti inşasındaki tüm gelişme evrelerinin yeterli bir şekilde nitelendirildiği iddia edilmemelidir. Ama parti inşasının daha başlangıcında milyonlarca kitlelerin devrim için kazanılmasına bir yönelme kaçınılmaz olarak reformizme ve ekonomizme veya her türlü tekkeciliğe götürür.)

10. Parti inşasına yukardan aşağıya doğru giriştiğimizden, emperyalist ülkelerde, gelişmemiş sınıf mücadeleleri dönemlerinde de parti inşasının birinci aşamasını ilerletmek ve ikinci aşamaya geçişe yaklaştırmak mümkündür.

11. Birinci aşamanın bitirilmesi için bazı kriterler şunlardır:

– Marksist-leninist eğitimden geçmiş, ideolojik olarak sağlamlaşmış kadrolardan oluşan istikrarlı bir

çekirdek vardır;

– Güncel (kitle) hareketi bulunmasa da, o zaman bile çalışabilecek durumda kalarak işlevini sürdüren bir

“aygıt” vardır;

– Parti (İ Ö) devrime kadarki bütün aşama için

bir programa sahiptir (kapitalizmin analizi, devrim için strateji ve sınıfsız bir toplum perspektifi ile birlikte sosyalizmin açıklaması) ;

– Parti (İ Ö), taktiğin ana hatlarını (sendikalar, kadınlar, göçmenler, secimler, ordu vs. ye ilişkin olarak)

hazırlanıştır;

– Parti (İ Ö), en azından eyalet başkentlerinde kendi başlarına çalışan yerel birimlere, büyük işletmeler-

de işleme hücrelerine ve sent hücrelerine sahiptir; dahası:

– Parti (İ Ö), kitle örgütleri içine katılmalı, böylelerini inşa, teşvik etmeli ve yönlendirici bir şekilde mü-

dahale etmelidir;

– İşçi sınıfı ile istikrarlı bağlar varolmalıdır, Parti (İ Ö), işçi sınıfı içinde mümkün olan
en büyük kök sal-

mayı günlük görev olarak daima ilerletmelidir;

– Parti (İ Ö), komünist güçlerin büyük bölürünü birleştirir veya onların birleşmesini örgütler.

2. aşamaya geçiş için (9. ve 12. Tezlerle karşılaştırın) bu kriterlerin – muhtemelen yalnızca şekilsel – yerine getirilmesi yeterli olmaz. Bir ülkede sınıf mücadeleleri çok zayıf gelişmiş ise, bu kriterleri yerine getirmiş parti örgütleri de 2. aşamaya geçemez, bilakis 1. aşama siyasetlerini geliştirmeyi sürdürmelidirler.

12. İkinci aşama, yani “milyonlarca kitlenin” proleter devrimi için “kazanılması” işçi sınıfının daha yaygınca hareketi olmaksızın ve herşeyden önce sınıf mücadelelerinin belirli bir artışı olmaksızın düşünülemez. 2. aşamada herşeyden önce, partinin kitle örgü­tleri içerisindeki nüfuzunu güçlendirmek, belki kendi kitle örgütlerini inşa etmek ve mücadelelerde işçi sınıfı ve halk kitlelerini burjuva devletle kapışmalarda yönetmek söz konusudur. Bunun için komünistler tarafından güçlendirilecek bir mücadele etmeye hazır olmanın bulunması zorunludur. Oysa devrimci olmayan durumlarda komünistleri her zaman sadece işçi sınıfının bir azınlığı izler.

Emperyalist Savaş Üzerine

Tezler

Diyalektik materyalistler olarak siyasi olayların ve gelişmelerin ekonomik temellerini irdelemeye çalışıyoruz. Emperyalist savaşlar, emperyalist siyasetin özel araçlarla sürdürülmesidir. Bunları (emperyalist savaşları – ÇN) Stalin’in 1952 yılındaki ekonomi tartışmasında aşağıdaki gibi ifade ettiği modern kapitalizmin ekonomik temel yasası zorunlu olarak beraberinde getirir: “ Kapitalist azami kârın sömürü ile güvence altına alınması, söz konusu ülke halkı çoğunluğunun yıkıma uğratılması ve yoksullaştırılması, diğer ülkeler, özellikle geri bırakılmış ülkeler halklarının köleleştirme ve sistematik talan edilmesi ve son olarak savaşlar ve en yüksek karların güvence altına alınmasına hizmet eden iktisadın askerileştirilmesi yoluyla.” (SSCB’ inde Sosyalizmin Ekonomik Sorunları , s, 44/45 Almanca )

Yabancı pazardaki göreceli sürüm zorlukları emperyalist savaşların önemli ekonomik nedenleridir: Büyük kapitalistler emperyalist metropollerdeki kâr oranlarının eğilimli düşüşü nedeniyle sermayenin daha düşük organik bileşiminden ötürü (daha fazla değişken sermaye = sabit sermayenin iş gücüne oranı = makineler ve ham maddeler) ve iş ve sosyal hukuksal koşullar nedeniyle (yatırımlar ile göreceli oranda) daha yüksek kazançların zorla çıkarılabildiği bağımlı tutulan ülkelerde yatırım, üredim ve sürüm olanakları için çaba gösterirler. Emperyalistlerin “barış içinde” ekonomik olarak yayılabileceği bölgeler yoksa veya boş değilse, o zaman bu emperyalist savaşlar için önemli bir itici güçtür.

Emperyalist savaşlar bir yandan egemenlerinin yerel burjuvazinin çıkarlarına tümden tabi olduğu (burjuva ülkeler) veya (sosyalist veya yenidemokratik ülkelerde) emekçi kitlelerin emperyalist çıkarları red ettiği ülkelere karşı; diğer yandan (dolaysız ve temsilciler savaşları biçiminde) aynı pazara egemen olmayı amaçlayan emperyalist rakiplere karşı yürütülür.

A ) 2002 de Güncel Durum

1. 1990-1ı yıllarda Somalya, Irak ve Yugoslavya /Arnavutluk’a karşı savaşlar ile nüfuz alanlarının yeniden paylaşımı uğruna emperyalist savaşların yeni bir serisi başladı. Bundan önceki on yıllardaki hemen hemen tüm savaşlara  (özellikle Kore, Hindiçini, sonra Afganistan,) ÄBD emperyalizmi ile (1950-li yıllarda sosyalist, daha sonra sosyal emperyalist ) Sovyetler Birliği arasındaki çelişkiler damgasını vurdu.

2. Bu yeni durum, askeri ikili kutbun (1950-li yıllardan 1990 a kadar) sona ermesi ile kolaylaşan ve D. A. C. (Demokratik Alman Cumhuriyeti -ÇN)’nin ilhakıyla Alman emperyalizminin güçlenmesi ile hızlanan Rusya önderliğindeki revizyonist-sosyal emperyalist blokun ekonomik-siyasi çöküşü ile patlak verdi.

3. ÄBD, Britanya (İngiltere), Almanya, Fransa, Rusya, Japonya eskisi gibi şimdi de emperyalist büyük güçtürler. Onlar birlikte en modern teknolojilerin belirleyici kesimini ve kapitalist dünya pazarının (hem mallar hem de mali transaksiyonun) büyük bir bölümünü ve bununla tüm dünya ülkeleri ekonomilerini geniş ölçüde denetlemektedirler.

4. Emperyalist büyük güçler dengesiz ekonomik gelişme nedeniyle birbirleriyle düzenli olarak ve gittikçe daha sert çelişkiye düşmektedirler ve dünya hegemonyası uğruna dalaşmalarında savaşçıl kapışmalara yönelmiş olan yeni koalisyonlar oluşturmaktadırlar.

5. Şuanda bir ABD- İngiliz bloku ile bir Alman-Fransız bloku görülmektedir. ABD (İngiltere ile ittifak içinde) egemenliğini Amerika, Güneydoğu-Asya, Pasifik Bölgesi ve Güney Afrika’da sağlamlaştırır ve savunurken, Alman-Fransız bloku, nüfuzunu Avrupa, Kuzey ve Batı Afrika’da sağlamlaştırmakta ve nüfuzunu ABD, Britanya ve Rusya /SB ‘nin 20.yüzyılın sonuna dek bölgeye geniş ölçüde egemen olduğu Batı ve Orta Asya’da genişletmektedir.

6. Rusya şuanda çöküş halinde olup her iki blok arasında taktik yapmaktadır. Bu ülkenin gelecek ile ve Çin ile de ilgili olarak, bunların saldırgan savaş merkezlerine doğru gelişip gelişmeyeceği veya emperyalistler arası dalaşmada bağımsız aktörler olarak daha uzun vadede dıştalanmış olacakları bugün itibariyle henüz görülebilir değildir.

Japon emperyalizmi son on yıl içinde ağır bir kriz ile sarsıldı; ana yine de halâ dünya ekonomisinin hiçte az olmayan bir bölümünü denetlemekte ve Asya’da daha halâ önemli siyasi ve iktisadi bir rol oynamaktadır.

7. Orta (herşeyden önce İtalya, İspanya, Kanada, Avustralya,) ve küçük emperyalist  (bunlar içinde Avusturya ) güçler büyük emperyalist haydutlardan birinin yanında yer almakta veya bunlar arasında yalpalaşmaktadır.

8. Emperyalist büyük güçlerin Güneydoğu Avrupa (Balkanlar), Batı Asya (Filistin, Irak), Doğu Afrika (Somalya) ve şimdi Orta Asya (Pakistan, Afganistan, Özbekistan, ….} da gerçekleşmiş ve süren savaş seferleri, zaten bugün on yıllardır temsilci savaşlarıyla sürdürülen (Öreğin: Latin Amerika, Merkezi Afrika, ….), yeni bölgeler her zaman dolaysız müdahalelere maruz kalabilirken, emperyalist büyük güçler arasındaki kapışmada söz konusu bölgeyi kapsamaktadır.

B) Emperyalistlerin savaş niyetleri bunalımı hızlandırıyor

9. Emperyalist dünya ekonomisi sürekli yeniden düzenli olarak daha küçükçe veya daha büyükçe bunalımlarla sendelemektedir. Periyodik yükseliş evreleri sürekli olarak kısalmakta ve küçülmekte, üredim kapasitelerinin tümden kullanılmasına asla götürmemekte, (fazlaca belirtilerden biri olarak) işsizlik hemen hemen hiç gerilememekte, spekülasyon “değerleri” hemen hemen hiç artmayan üredim değerleri ile karşılaştırıldığında kendilerini katlamaktadırlar. Ayrıca Rusya ve Japonya zaten nerdeyse iflas halinde iken, ABD’ inde devlet borçları muazzam derecede artmaktadır.

10. Şiddet, terör ve savaş askeri yoldan ekonomiyi canlandırmak için emperyalist ekonominin bütünleyici parçalarıdır. ABD emperyalizmi bu amaçla 2001 sonunda şuanda Orta ve Batı Asya’daki ağırlık noktası ile birlikte daha uzunca ve yaygınlaşmış bir savaş başlattı. Bununla o aynı zamanda kendisinin gelişen emperyalist rakiplerini (herşeyden önce Almanya ve Fransa ) yeni nüfuz alanlarının “barışçıl” feth edilmesinde rahatsız etmekte ve düşüş içindeki rakiplerinin (Rusya, Japonya) ellerinden şimdiye kadar kendi egemenliklerinde bulunan nüfuz alanlarını almaktadır. Buna ek olarak feth edilen bölgelerdeki “yeniden inşa” kendi emperyalist ekonomisi için itici bir güce dönüşebilir.

11. Oysa tek başına ABD emperyalizminin savaştan yana olduğu kesinlikte doğru değildir. Yugoslavya savaşlarına çeşitli emperyalistler müdahale ettiler ve hem Almanya, hem de Avusturya burada epeyi saldırgan bir rol oynadılar ve 1945 den buyana ilk kez yeniden askeri olarak da müdahale ettiler. Bu ikisi orada dışardan desteklenen ulusal şovenistlerin (Örneğin; Hırvatistan’daki Tujman gibi ayrılıkçıların) savaşını çıkarttılar ve ABD emperyalizmi (aynı zamanda Britanya ve Fransa da ) ancak daha sonra askeri olarak müdahale ettiler.

12. Her ne kadar savaş emperyalist açıdan rakiplerin alanlarının ele geçirilmesi uğruna yürütülse de, savaş seferleri yeni sömürgelerin halklarına yöneliktir. emperyalist savaşlar ilgili ülkelerde işçi sınıfının sömürülmesini ve halkların (Örneğin vergi artışı ile) ve ulusal kaynakların talan edilmesini güçlendirmek için yürütülür. Buna ek olarak askeri donanım ve emperyalist savaşlara hazırlık “kendi” işçi sınıfının ve halkların gittikçe daha artan sömürülmesi ve talan edilmesine götürür.

C) Almanya’nın yeni rolü

13. Alman emperyalizmi, barış pazarlıkları olmaksızın, yani tazminatlarsızın da, sözüm ona “Doğu-Batı çekişmesi” veya “Soğuk Savaş” ile 2. Dünya Savaşındaki yenilgisinden 50 yıl sonra kudredli büyük bir emperyalist güç olarak yeniden ortaya çıkmayı başardı. Burada o bir yandan barışçıl işbirliği şiarı altında ekonomik olarak içe sızma ve tabi kılma, diğer yandan İngiliz emperyalizmi ile sıkı işbirliği içinde ABD emperyalizminin önderliğindeki askeri darbelere katılarak bir çifte taktik izlemektedir.

14. Alman emperyalizminin esas yönü bugün henüz belirli ülke ve bölgelerde askeri olmayan nüfuz sağlamaktır. Bu bağlamda ağırlık noktası geleneksel olarak Doğu ve Güneydoğu Avrupa ile Batı ve Orta Asya (Türkiye, Kafkasya, Kazakistan) bulunmaktadır. Oysa bu yakın gelecekte diğer bölgelerde (herşeyden önce Afrika) de askeri müdahaleleri hiçbir şekilde dıştalamaz.

15. Almanya’nın siyasi ve askeri tutumu gittikçe daha sıkı ekonomik ve siyasi içiçe geçmişlik nedeniyle Avusturya egemen sınıfının enternasyonal yönelimi için özel bir rol oynamaktadır. (Fakat bu konuda derinlemesine bir tahlilimiz henüz eksiktir.)

D) Avusturya emperyalizminin gittikçe daha saldırganlaşan tutumu

16. Avusturya mali oligarşisinin talebi ve yararına AB’ ne girmeden yana karardan beri Avusturya’daki Alman sermayesinin ekonomik nüfuzu önemli derecede arttı. Bu kendisini siyasi-askeri alanda önemli bir düzeltmede ve 1970-li yıllarda geliştirilen “emperyalist tarafsızlık” konumlarından kısmen bir uzaklaşma- da ifade etmektedir (ve tersine Alman sermayesinin yükselen nüfuzu Avusturya emperyalizminin bu yeni pozisyonu almasını ilerletmiştir).

17. Avusturya askerleri 30 yılı geçkin bir süreden beri dünya çapında birçok ülkede, 1990-1ı yıllara kadar sürekli olarak BM-bayrağı altında ve herşeyden önce sınırları güvence altına almak için (d.y. Filistin ve Kıbrıs) görev yapmaktadır. Avusturya 1970-li ve 1980-11 li yılarda siyasi ve askeri gelişmelere yoğun silah ihracatları ile de müdahale etti. Oysa Orta Avrupa ile ilgili olarak askeri tarafsızlık sürekli güçlü bir şekilde vurgulandı.

18. Ävusturya, 1990-1ı yılların başında Avusturya emperyalizminin yeni pozisyon alması çerçevesinde NATO-ortaklığına girmesi ile aynı zamanda her şeyden önce Güneydoğu Ävrupa’da çeşitli çatışmalarda yoğun bir işlere karışma siyasetine başladı. Ävusturya askerleri sonunda NATO-bayrağı altında da olsa Yugoslavya’ya işgal birlikleri olarak girdiler.

19. Ne Avusturya emperyalizminin ekonomik çıkar alanları söz konusu olmaması, ne de Golan veya Kıbrıs’ da olduğu gibi BM-birlikleri tarafından bir statükonun sonradan askeri olarak güvence altına alınması söz konu olmaması nedeniyle Avusturya’1ı askerlerin Afganistan’a gönderilmesi Avusturya askeri politikasının gelişmesinde ileri bir kademeyi oluşturmaktadır. Ävusturya emperyalist ordusu 1960-1ı yılların ortasından beri (Kongo) ilk kez yeni dünya askeri düzenine kendi nüfuz alanı dışında, yani zaten Bosna savaşında başlatılmış olan Alman müdahale birlikleri ile omuz omuza yeniden katılmaktadır.

E) Emperyalist metropollerdeki komünistlerin savaş üzerine tavrı

20. Komünistler,  sınıf savaşlarının aksine halklar arasındaki savaşları barbarca ve vahşiyane bir olay olarak daima mahkum ettiler. Ama bizler savaşların sınıf mücadelesi ile değiştirilemez bağı hakkındaki görüşümüz ve savaşın toplumun sınıflara bölünmesinin ortadan kaldırmaksızın yok olamayacağı şeklindeki anlayış ile burjuva pasifistlerden ayrılmaktayız. Ezilenlerin ister yerli ister yabancı olsun egemen sınıflara, emperyalist ezenlere karşı iç savaşlar ve ulusal kurtuluş savaşlarının haklılığı, ilericiliği ve gerekliliğini aynı zamanda kabul etmekteyiz. Ayrıca bizleri bizim her savaş onun özgüllüğünde tarihsel-materyalist olarak irdelememiz ve bunu çıkış noktası alarak tavır takınmamız ile tüm pasifistlerden ayırmaktadır.

21. Esas içerik bakımından sosyal baskıya, emperyalist hegemonyaya, ulusal baskıya ve bir sosyalist veya halk demokratik devletin tehdit edilmesine karşı yönelik savaşlar bizim desteklediğimiz ilerici savaşlardır. Buna ek olarak emperyalizmin en tehlikeli destekleyicilerine yönelik antifaşist savaşları destekleriz.

22. Savaş, siyasetin başka, askeri araçlarla sürdürülmesidir. Bu nedenle savaşı kimin başlattığı, kimin saldırgan, kimin savunan olduğu sorularına yoğunlaşmamakta, bilakis savaş onun siyasi-ekonomik koşullarına göre ve kim kimi eziyor? sorusuna göre irdelemekteyiz. Salt bu anlamda – eğer bu kavramlar gerçekten yararlı ise – “ saldırı” veya “savunma savaşı” kavramlarını da kullanmaktayız (Örneğin 1980 ler de Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a saldırısı, 1970 ler ve 1980 ler de Mozambik, Angola, Nikaragua’da emperyalist Kontra Ordularına karşı savunma savaşı).

23. 2001 de Afganistan’a karşı başlatılan savaş emperyalist bir savaştır. Katılan taraflar bir yanda emperyalistler ve onların yardakçıları ve diğer yanda yeni sömürgesel olarak ezilen halklardır. Emperyalizm gericilik demektir ve emperyalizmden (emperyalizm öncesi burjuva-ilerici hareketlerden farklı olarak) ilerici gelişmeler doğmaz; çünkü bağımsız gelişme engellenecektir. Her ne kadar ABD emperyalizmi 1900 ler de öreğin İspanyol, İngiliz, Fransız ve Alman sömürgeciliği karşısında sömürge politikasının daha ilerici bir biçimini uygulamış olsa bile, oysa bu sadece belirli bölgelere girebilmek içindi. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a girişi buna benzerdir. Emperyalist nüfuzun esas yönü tüm ülkelerde baskı ve sömürünün hiçbir şekilde ortadan kaldırılması değildir. Tüm türleriyle emperyalist cabalar – ne kadar iyi kamufle edilmiş olsalar bile – son tahlilde kesinlikle baskı ve sömürünün sona ermesine götürmezler.

24. Belirli ulusal kurtuluş hareketlerinin rakibine karşı bir emperyalist tarafından desteklemesi ilgili ülkede kendi nüfuzuna hizmet eder ve dolaysız bir askeri müdahale halinde derhal ilgili halklara karşı emperyalist bir ezen savaşına dönüşür. ( Buna bir örnek; somut olarak yerli feodalizmin ayakta tutulması anlamına da gelen) Afgan halklarının kendi kaderini tayinini değil, bilakis bu ülke üzerindeki Sovyet hegemonyasını hedef alan olaydan bağımsız olarak Sovyet Ordusunun 1979 da Afganistan’ı işgal etmesidir. Aynı şey Irak’a karşı ABD, İngiliz ve bununla ikiyüzlü bir şekilde Hüseyin rejimine karşı Kuzey Irak’taki Kürt halkının özerkliğini güvenceleyecek olsa da Türk birlikleri tarafından halâ sürüp giden askeri saldırı için geçerlidir.)

25. 2001 den buyana süren Afganistan’a karşı emperyalist savaş hiç te , ABD emperyalizmi tarafından artık istenmeyen ve bu nedenle değiştirilmesi gereken geri kalmış, dinci-faşist bir rejime karşı yönelmemektedir. Afganistan aynı zamanda Balkanlar’da, Çeçenistan’da ve Irak’ta yürütülen (ve emperyalistlerin daha henüz dolaysız olarak askeri birliklerini bulundurmadıkları diğer savaş çatışmalarının olduğu yerler de buna dahildir) aynı emperyalist savaş yalnızca bir odak noktasıdır. Süren savaş emper­yalist büyük güçler arasındaki yeni sömürgelerin yeniden paylaşımı uğruna askeri çatışmadır da.

26. Lenin’in 1. Dünya Savaşında Belçika örneğinde gösterdiği gibi o zamanlar Fransız ve İngiliz emperyalizmi için kesinlikle Belçika’nın Alman saldırısına karşı savunulması değil, bilakis sömürgelerin ve yarı sömürge bölgelerin paylaşımı söz konusuydu. Çünkü emperyalist savaşın özgüllüğü onun diğer ulusları baskı altına alması amacıyla yürütülmesinde yatar. Her kim bu savaşa katılmayı doğru buluyorsa, o ulusların emperyalist ezilmesini ebedileştirmektedir.

27. Lenin 1. Dünya Savaş sırasında sosyal şovenizmi ve “anavatanın savunulması” düşüncesinden yana çıkılmasını teşhir etti. Bu düşünce savaş sırasında sınıf mücadelesinden vazgeçmeye götürür. Sosyal şovenler gerçekte büyük güçlerin sömürgeleri talan etmek ve yabancı halkları ezmek “hakkı”nı savunurlar. Bu gün esas olarak insan hakları ve Avrupa değerlerinin savunulması için yeni bir askeri hümanizm vaaz eden ve bunun için harekete geçiren Blair, Schröder, Van der Bellen ve Pilz ile karşı karşıya bulunmaktayız.

28. Liberal burjuvazinin Anti-Hitler Koalisyonunun haklı savaş örneğine dayanması 2. Dünya Savaşının 1941 den itibaren esas içeriğinin rezilce bir çarpıtılmasıdır. Alman emperyalizmi savaşın başındaki hızlı askeri başarılarından sonra Avrupa’daki emperyalist gericiliğin ana kalesi haline gelişti, Avrupa ve Kuzey Afrika’nın büyük bölgelerini kendine tabi kıldı ve Hitler rejiminin devrilmesi işçi sınıfı ve halkların barış, demokratik haklar ve sosyalizm için mücadelelerinde tarihsel bir ilerlemeyi oluşturdu.

29. Her kim ki Taliban rejimini “aslında en berbat, en kanlı, en insan düşmanı diktatörlük” olarak, Irak’ta Hüseyin rejimini, Yugoslavya’da Miloseviç’i, Kore’de Kim-Jong II’yi dünyada demokrasi ve barış için en büyük tehlike olarak gösterirse, veya bunların içinde bir tür enternasyonal başdüşman görürse, ya bir kışkırtmadır veya kışkırtılmıştır. Biz uluslararası başdüşman teorisini genel olarak red etmekteyiz, çünkü emperyalist metropollerde başdüşman hemen her zaman kendi ülkesinde bulunmaktadır. Her kim ki emperyalizmin gerici rejimlere karşı savaşını desteklerse, bununla o (“kendi”) emperyalizmini işçi sınıfına ve halklara karşı mücadelede desteklemektedir.

30. “Kendi” emperyalizminin eleştirisini merkez koymaksızın ABD emperyalizmine karşı mücadeleyi Propaganda etmek yanlıştır. Böylece “kendi” emperyalist burjuvazisinin onun kendi rakiplerine karşı rekabet mücadelesindeki çıkarlarının avukatı ve yanlısı olacaktır ve “kendi” emperyalist burjuvazisinin emperyalist nüfuz alanını büyütmesini ve işçi sınıfı ve dünya halklarının sömürülmesini ve talan edilmesi çabalarını destekler. Esas görev, “kendi” emperyalizmini zayıflatmak ve sonunda devirmektir.

31. Emperyalist ülkelerde kitlesel etkiye sahip devrimci komünist partilerin eksikliği emperyalist savaşı “kendi” burjuvazisine karşı bir iç savaşa dönüştürmeyi bugün mümkün kılmamaktadır. Ama bu perspektif savaş sırasında Propaganda alanında gittikçe daha fazla ön plana çıkarılmak zorundadır.

F) Emperyalist savaşa karşı direnişten devrimci harekete

32. Genel olarak savaş karşıtı cephe, emperyalist saldırıya karşı yönelen ve (tehdit edilen, saldırılan ülkelerin) halklarının kendi kaderini tayin hakkından yana tavır takınan tüm gerçekten aktif barışsever güçlerin geniş bir eylem birliğidir.

33. Biz somut bir savaşa (veya somut bir savaş tehlikesine) karşı yönelen anti-savaş cephesinden yanayız, katılan emperyalistlerin çıkarları somut olarak gösterilmek zorundadır. İfadeler ne kadar genel olursa, bunlar bir o kadar berrak olmaz ve bir o kadar daha az emperyalizme karşı yönelirler.

34. Güçlü bir anti-militarist ve anti-savaş cephesi için çizgimizin geliştirilmesinde hem sekterlik (temel olarak “savaşa karşı sosyalizm” eylem birliğini daraltıyor) hem de sağ oportünizm ( Ävusturya emperyalizminin manevralarına saldırmaksızın “ABD emperyalizmine karşı herkes “) tehlikelerine muhakkak dikkat edilmelidir.

35. Burjuva pasifistlerinden farklı olarak emperyalizm varoldukça savaşların genel olarak engellenemeyeceğini vurgulamaktayız. Halk kitlelerinin belirsiz, mutlak barış istemi ciddiye alınmak zorundadır; ama bu, çizgimizin asıl temeli olmamalı (bilakis emperyalizm içindeki çelişkilerin gerekli keskinleştirilmesi ve bunun biricik çözümünün sosyalist devrim ile olduğu olmalıdır).

36. Proleter enternasyonalizmin pozisyonlarını çıkış noktası alarak işçilerin, emekçi kitlelerin ve ezilen halkların kurtuluşuna yarayan askeri eylemleri selämlamakta ve desteklemekteyiz. Bunlar her şeyden önce devrimci iç savaşlar, anti-emperyalist kurtuluş savaşları, anti-faşist savaşlar ve (sosyalist ülkelerin savunulması için savaşlar) dır.

37. Devrimci komünistler olarak anti-savaş hareketini “kendi” burjuvazisine nefredin büyümesi şeklinde kavramalıyız. Bu bağlamda durum ve gelişme mümkün olduğunca çarpıtılmamalı; “kendi” burjuvazisinin sucu ve savaş çıkarları mutlaka öne çıkarılmalıdır.

38. Genel olarak söylendiğinde emperyalist savaşta “kendi” hükümetinin yenilgisini –  Propaganda etme – her halükarda önemlidir. Kosova’daki gibi Avusturyalı işgalci birlikleri söz konu olduğunda Avusturyalı askerlere karşı halkların safında yer alırız. Bir savaşa dolaysız olmayan askeri katılım halinde “kendi burjuvazisinin yenilgisi” kavramı da aske­ri anlamda değil, bilakis daha ziyade siyasi, ekonomik veya da diplomatik anlamda tüm ülkelerin işçi sınıfının ve bağımlı ülkelerdeki ezilen halkların emperyalist burjuvaziye karşı ortak çıkarlarını vurgularız.

40. Emperyalist savaşlar normal olarak işçi sınıfı ve diğer emekçiler için hem maddesel hem de demokratik ve sendikal alanda daha büyükçe külfetlere götürür. Bu, anti-militarist propagandamızda önemli bir bağlantı noktasıdır. Savaş ne kadar daha uzun sürerse, bunun işçi sınıfı ve halk kitleleri için ve emperyalist merkezlerde de dolaysız olumsuz etkileri bir o kadar daha belirgin olacaktır. Ajitasyonumuzda halk kitleleri üzerindeki gerekli (egemen sınıflar için gerekli!) artan baskı ve talanı ve bunun emperyalist savaş ile bağını teşhir etmeli ve saldırmalıyız.

41. Burjuvazi her savaşta ırkçılık ve şovenist kışkırtma ile gelişmenin sorumluluğunu günah keçileri üzerine yıkmaya çalışmaktadır – bu burjuva Propaganda aygıtı onyıllardır faaliyettedir. Görevimiz, emperyalizm ile ilgili bütünlüklü bağ üzerinden (“Avrupa [Almanca’da Avrupa sözcüğün ilk iki harfi – EU: AB dir – burada Avrupa Birliği’ne atıf yapılmaktadır – ÇN] Kalesi”, …) savaş ile bağ içinde ırkçı ve milliyetçi kışkırtmacanın somut anlamını kanıtlamak ve teşhir etmektir.

42. Savaş yürüten emperyalist ülkelerdeki halk kitleleri tarafından savaşın gerici niteliği gittikçe daha açık bir şekilde kavranırsa ve barış hareketi güç kazanırsa, emperyalist pasifistler derhal barıştan yana – ama emperyalistlerin dayattığı – propagandalarına başlarlar. Buna karşı biz bir ülke (veya toprak bütünlüğüne sahip bölgenin – teritoryum) halk kitlelerinin ulusal kendi kaderini tayin hakkını berrak bir şekilde vurgularız ve kendilerine yarayıcı kukla hükümetler kurmak ve belki de kendilerinin çıkarı doğrultusunda yeni sınırlar çekmek gibi emperyalistlerin tüm manevralarına karşı durmalıyız.

43. Bugün gerçekleşen (son onyılın) savaşlarında biz ilkesel olarak emperyalistlere karşı halkların yanında yer almaktayız. Biz emperyalistlerin bir ülkenin egemenliğini hiçe sayması ve istediği gibi hükümetleri düşürmesi ve göreve getirmesi hakkını ilkesel ola­rak red ederiz.

44. Katılan güçlerin değerlendirilmesinde her somut durumu burada emperyalist temsilciler savaş söz konusu olup olmadığını , yani belirli bağımlı devletler ordularının veya belirli halkların sözüm ona kurtuluş hareketlerinin bir emperyalizmin yardakçıları rolünü nesnel olarak oynayıp oynamadıklarını (Örneğin: UNİTA, UÇK) sorgulamalıyız.

45. Diğer taraftan bir bağımlı ülkenin gerici yönetimi, emperyalistlerin buna karşı yürüttükleri savaşın niteliğinin değerlendirilmesi için ölçek alınmamalıdır.

46. Bizim kesinlikle belirli halk düşmanı hükümeti değil, bilakis halkı / halkları emper­yalist saldırıya karşı desteklediğimizi (veya Propaganda acısından savunduğumuzu) uygun bir biçimde açıklığa kavuşturmalıyız. Bu bağlamda emperyalist askeri bir saldırının mahkum edilmesi ile burjuva-gerici hükümetlerin eleştirilmesi arasında kesin bir ayrım yaparız.

47. Emperyalizme karşı çıkmanın bağımlı bir ülke burjuvazisinin özüyle geliştiğini tutarlı bir şekilde sürekli olarak vurgularız. Bağımsızlık ve büsbütün ulusal kurtuluş (ulusal kendi kaderini tayin etme) uğruna mücadele salt emekçi kitlelerin (küçük köylüler, küçük üreticiler) işçi sınıfı önderliğindeki ittifakı altında muzaffer olarak yürütülebilir.

48. Savaştan dolaysız olarak etkilenen bölgelerdeki (ve diğer savaş yürüten emperyalist ülkelerdeki) devrimci ve diğer ilerici güçlerle sıkı bağlar kurma tam da savaş ile ilinti içinde özel öneme sahiptir ve başlıbaşına bir görevdir.

49. Avusturya’daki işçi sınıfı içinde bağımlı ülkeler komünistlerinin devrimci mücadele-
sini Propaganda etmeliyiz.

50. Onlar her şeyden önce ABD emperyalizmi tarafından sürekli askeri tehdit altında bulunduklarından (Örneğin: Kuba), açık bir şekilde anti kapitalist ve antiemperyalist hatlara sahip ilerici devletler bizim özel dikkatimizi talep etmektedirler. Bu ülkeler aynı zamanda sosyalist önekler olarak Propaganda edilemezler; çünkü bu çoğu kez göreceli olarak küçük ve ekonomik olarak zayıf ülkeler (sosyalist kampın, güçlü enternasyonal komünist hareketin, emperyalistler arası keskin çelişkilerin bulunmadığı) mevcut koşullarda kendi güçleriyle sosyalizme / komünizme doğru ileriye atılmalarının önünde hemen hemen aşılamaz zorluklar durmaktadır.

51. AB emperyalizminin nüfuz alanında, önümüze özel talepler getirecek olan, İMF / DB dayatmalarına direniş gösteren böylesi “antiemperyalist “ devletlerin doğa (bile) ca (ce) ğını (ğini) hesaba katmalıyız.

52. Emperyalist savaş dünya işçi ve halk kitlelerini gittikçe daha fazla karşısına almaktadır. 0 tüm çelişkileri dünya çapında keskinleştirecektir. O proletaryanın ve ezilen halkların dünyanın her ülkesinde devrimci bir çıkış yolu bulmasını kolaylaştırabilir. Bu ise marksist-leninist parti ve örgütleri çalışmalarını bu perspektif ile geliştirmekle yükümlü kılar.

(komak -ml,  Märt  2003)

Kadınların Kurtuluşu Üzerine Tezler

(Mayıs 2004)

Burada tezlerde söz konusu olan kapitalist ülkelerdeki, esas olarak Avusturya’daki kadınlardır. Dünya çapında kadınların çoğunluğu yeni sömürge ülkelerde çok daha geri kalmış koşullarda yaşamakta ve bütünüyle başka sorunlara sahiptir.

Burjuva-Kapitalist Toplumda Ataerkillik ve Kadınlar

1. Ataerkillik kapitalizmden çok daha eskidir; toplumun sınıflara bölünmesiyle birlikte ortaya çıkmıştır (Engels’in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni ile karşılaştırınız). Ataerkillik, erkeklerin ekonomide, toplumda ve ailedeki egemen konumundan türeyen erkeklerin kadınlar üzerindeki gerçek toplumsal hakimiyetidir.

2. Sınıflı toplumda insanların konumunu, böylece cinsiyetler arasındaki her iş bölümünü de, biyolojik farklılıklar değil, ekonomik ve siyasi koşullar ortaya çıkartmaktadır.

3. Kadının köleleştirilmesinde ataerkil kurum ailenin belirleyici önemi vardır. İnsanların birbirleriyle kurduğu sosyal ilişkiler ve onların geçimlerini nasıl sağladıklarının tür ve tarzı egemen mülkiyet ilişkileriyle sıkı bir şekilde belirlenmiştir. Sınışı toplumun ortaya çıkmasından buyana kadınlar, kendilerine dayatılan toplumsal tabi olma nedeniyle, sınıf egemenliğinin ilgili biçimleriyle sıkı bir bağ içinde bulunan ataerkil ilişkilere tabidir.

4. Kapitalizm öncesi toplumlarda aile aynı zamanda bir üredim birimini oluştururken, kapitalizm ve sanayi devrimi hemen hemen tun üretici faaliyetleri aileden fabrikalara taşıdı ve onu böylece salt bir reprodüksiycn / yeniden üretim birimine dönüştürdü.

5. Kendisini geliştiren sermayenin gittikçe daha yeni, ucuz iş gücüne tamahkârlığı binlerce yıldan beri egemen kadınların eve ve evişine geri itilmesini deldi ve onları kitleler halinde kapitalist üretimin içine çekti. Bununla kadının kurtuluşu için maddi temellerin bir kısmı yaratıldı (d.y.: kendine ait gelir ve bununla toplumsal kararlara katılma olanağı, aynı zamanda da çocuk kreşleri, fabrika yemekhaneleri vs.) . Fakat ataerkilliğin ekonomik temeli olarak aile burjuvazi tarafından siyasi olarak istikrarlılaştırıldı.

6. Bugünkü geleneksel ataerkil aile ve toplum yapıları ağırlıklı olarak feodalizmin kalıntılarıdır ve tun insanların özgürlüğü ve eşitliği burjuva taleplerine aslında uymamaktadır.

7. Kadın hareketi, burjuvazinin 18. yüzyılda insan hakları ve burjuva devrimleri
uğruna siyasi mücadelesi ile birlikte ayrı akım olarak doğmuştur.

Burjuva kadın hareketinin ana talebi yasa karşısında hak eşitliğidir. Oysa daha Fransız devriminde daha radikal taleplerle ortaya çıkan emekçi kadınların ayrı bir akımının ilk nüveleri de vardı. Ohlar binlerce yıllık ataerkilliği., erkeklerin ve yalnızca soylularının değil, toplumsal egemenliğini sorguladılar.

8. 19. yüzyılın önceki, güçlü bir şekilde erkek egemen işçi hareketi (1. Enternasyonal), proleter kadın hareketine kötü bir durum hazırladı. İşçi hareketi içerisindeki derin köklü, ataerkil, erkek şovenisti tutumlara karşı sert bir mücadele yürütülmek zorundaydı (Örn.: geçim temini için çalışma hakkının tanınması için, kongrelere kadınların delege olarak katılabilmesi için). Bu “çocukluk hastalıkları”nı işçi hareketi bugüne kadar bütünüyle gidemedi.

9. Burjuva kadın hareketinin esas talepleri bugün Avrupa’da geniş çapta gerçekleşmiştir. Kadınların biçimsel hak eşitliği yasal olarak yürürlüktedir ve (bu -ÇN) Avusturya’da dava edilebilir; ama gerçekleştirilmesi zordur. Ama ayrıca kadınların bu hakları ataerkil ve ekonomik baskı yapıları nedeniyle yeterli bir şekilde talep etmedikleri ve bu nedenle bu hakların onlardan esirgendiği toplumsal gerçeklikte görülmektedir. İşçi kadınlar ve diğer emekçi kadınlar ayrımcılığa uğramakta ve birçok kez ezilmektedir. Onlar sermaye tarafından daha güçlü bir şekilde sömürülmekte ve parasız yeniden üredim çalışmalarının en büyük bölümü ve bir ayrımcılıklar penisi “geleneksel olarak” onlara dayatılmaktadır.

10. Tipik kadın ve erkek meslekleri ayrımını kırmaya yönelik çeşitli sosyaldemokrat çabalara karşın, kız ve kadınlar çoğunluğunun gerçek meslek kariyerlerinde çok az şey değişti (kuaför, sekreter, tezgahtar, zincirleme işçisi, bakıcı). 50 yıl önce olduğu gibi bugün de tam da bu meslekler en kötü ücretlenenlerden sayılmaktadırlar.

11. Erkekler her kapitalist işletmede de daha çabuk yükselmekte, tercihen yönetici görevler almakta ve kısmi işte /part-time/ daha az sıklıkta çalışmaktadırlar. Bu, ayrımcılığın ifadesidir ve erkeklerin bir işletme içerisinde de, her ikisi eşit işi yapsalar bile, buna karşın bunun devam ettiği, kadınlardan çok daha fazla kazanmalarına götürmektedir.

12. Kadınlar, tüm siyasi ve bilimsel kamusal yaşamda (burjuva partileri, tüm düzeylerdeki mandalarda, sendikalar ve işçi odası gibi temsil organlarında, bilim ve araştırmada) berrak bir şekilde azınlıktadırlar ve düzey ne kadar yükselirse, bileşim o kadar erkekseldir.

13. Evişi özellikle 20.yüzyılın ikinci yarısında işçi sınıfının yükselen bir yaşam seviyesiyle gittikçe da- ha fazla aileden dışarıya taşındı (göreceli ucuz giyim, çabuk büfeler, hastaların bakımı, yaşlıların bakımı..), toplumsallaştırdı (fabrika kantinleri) ve teknik yeniliklerle kısaltırdı (çamaşır makineleri, süpürge makinesi, mikrodalga ocağı). Oysa geriye kalan işlerin büyük bir bölümünü halâ kadınlar yapmaktadır. İşi kolaylaştıran tek­nik aletlerle, bunun (işçi) aileleri içersinde “çifte kazançlılığı”) ekonomik olarak da gerekli kılmaya götüren, yeniden üredim giderlerini de bir bütün olarak arttırdı (bu aletler satın alınabilir de olmak zorundadırlar).

14. İşçi sınıfının yaşam seviyesinin esnekleştirme, ücret düşmeleri ve sosyal budama ile düşmesiyle gerekli evişi yeniden artmakta ve yine çoğalan bir şekilde kadınlara dayatılmaktadır. Burjuvazi iş piyasası siyaseti nedenlerinden de kadınları konjonktürün durumuna göre üretime çekmeye veya “mutfağa geri” yollama niyetindedir; kadınlar sanayisel yedek ordunun önemli ve sürekli bir parçasıdır.

15. Gereksinimleri karşılayıcı bir çocuk bakımı yuvaları ağından çok uzaklardayız ve eğilim yine geriletmedir. Bazı yörelerde uygun fiyatlı gocuk bakım kuruluşları da bulunmasına (gocuk yuvası, ana okulu, kreş, gençlik merkezi) karşın, bu, kadınların hemen hemen tek başlarına gocuk bakımı için yetkili olarak görülmesi konusunda hiçbir şey değiştirmedi.

16. Aile içindeki ataerkil baskı: Boşama hakkı ve aile hukukunda biçimsel hak eşitliğine karşın birçok ailede eşit haklara sahip partnerlikten hiç söz edilemez ve gelenek ve çoğu kez daha güçlü ekonomik konum nedeniyle önemli kararlarda erkeğin dominansı kendisini kabul ettirir.

17. Göçmen kadınlar, kendisini pratikte özellikle kadınlara yönelten ırkçı özel yasalarla ekstra olarak baskı altında tutulmaktadırlar (örn.: boşanma halinde oturma iznin iptali).

18.Cinsel baskı: Erkekler ve kadınlar arasındaki cinsi davranışa geleneksel olarak erkekler egemen olduklarından, ve diğer taraftan erkekler kapitalist toplunda ekonomik hükme sahip olduklarından, en demokratik burjuva toplumda bile cinsel hak eşitliği değil, bilakis kadınların ezilmesi vardır.

19. Kadın bedeni ataerkil erkek cinselliğinin objesi olarak fetiş haline getirilmekte ve reklam, medyalar ve diğer bilince kazıyıcı araçlarla herhangi bir ürünün pazarlanmasında kullanılmaktadır. Bu ve seksüel baskı seksizm, erkek şovenizmi ve erkekler tarafından belirlenen kadın görünüşünün sağlamlaşmasına sürekli katkıda bulunmaktadır.

20. Burjuva Propaganda tarafından son yıllarda revaçtaki, toplumsal olarak öne sürülen kadın görünümü yine daha güçlü bir şekilde “yeni kadınlık/dişilik” doğrultusunda geliştirmekte ve başarılı bir şekilde pazarlanmaktadır. Cinsiyetler farklılığının bu vurgulanması bir bütün olarak kadın hareketinin ve işçi hareketinin zayıflığıyla bağıntılıdır.

21. Emperyalizm, seks turizmi ve kadın ticareti: Emperyalizm 20. yüzyılın sonunda seks turizmini seksüelliğin pazarlanması amacıyla yeni kitlesel fenomen olarak lanse etti ve modern köleliğin biçimi olarak örgütlü kadın ticaretini yeniden canlandırdı.

Kadınların Kurtuluşuna Götüren Yol

22. “Kadıncıl emansipasyonun / (yasalar karşısında) hak eşitliğine sahip olma – ÇN/ derecesi genel emansipasyonun doğal ölçeğidir.” (Fourier)

23. Üredim araçlarında özel mülkiyet bulunduğu sürece, veya başka ifadeyle sınışı bir toplum varolduğu sürece, kadın ve erkek işçiler arasını bölme bir bütün olarak işçi sınıfını baskı altında tutmak için sermaye tarafından bilinçli bir şekilde yapılacaktır. (Bkz: Tezler 8-21)

24. Kadın işçilerin ve diğer emekçi kadınların kurtuluşu için kapitalist ve ataerkil sömürü ve baskının ortadan kalkması gereklidir. Kadınların kurtuluşu ancak tüm insanlığın kurtuluşu üzerinden mümkündür. Toplumsal koşulların proleter devrimle bütünüyle devinimi olmaksızın bu olmaz.

25. Kadın kitlelerinin devrimci mücadelelere katılması bunların başarıya ulaşmasının
kaçınılmaz bir önkoşuludur.

26. Ancak sosyalizmde ataerkilliğe karşı sürekliliği sağlanmış adımlar atılabileceğinden, ataerkil kapitalizmin bertaraf edilmesinde kadın işçilerle birlikte tüm emekçi kadınların nesnel bir çıkarı vardır.

27. Maddi ve ideolojik temeller uğruna sosyalizmde adım adım mücadele edilerek bununla kadınların ve tüm insanların gerçek kurtuluşuna, sınıfsız topluma ulaşılacaktır.

28. Sosyalizmde üredim araçlarının toplumsallaştırılmasıyla Kapitalist sönürü ortadan kalkacaktır.. Üretime ve yaşamın yeniden üretilmesine toplumun çalışabilir tüm üyelerinin eşit katılımıyla erkeklerin egemenliği ortadan kalkacaktır.

Evişi ve çocuk bakımının çok büyük oranda toplumsallaştırılması ve erkek şovenizmine ve seksizme karşı bilinçli ideolojik mücadele ile ailedeki sönürü ortadan kaldırılacak ve kadınlar ile erkeklerin toplumsal rolü temelli bir şekilde değiştirilecek ve eşitlendirilecektir. Burada ataerkil ailenin dağıtılması gerekli olacak ve birlikte yaşam biçimlerinin gerçek bir değişimine geçilecektir.

29. Sınıfsız bir toplum – komünizm – için kadının bütünüyle kurtuluşu koşuldur..

Komünistlerin Görevleri

30. Proleter kadın hareketi, burjuva kadın hareketinden farklı olarak toplumun sosyal sınıflara bölündüğünden ve ekonomik ilişkilerin tüm toplumsal üst yapıyı belirlediğinden ve yeniden ürettiğinden yola çıkar.

31. Proleter kadın hareketini güçlendirmeli ve onun inşasına katılmalıyız.

32. Proleter kadın hareketi, egemen sınıfın varolan koşullardan (ataerkillik dahil) yarar sağladığından ve bu nedenle proleter devrim ile devrilmek zorunda olduğundan yola çıkar.

33. Emekçi kitleleri devrim için harekete geçirmek amacıyla – işçi sınıfı içerisinde de ve tam da orda – her türlü erkek şovenizmine karşı mücadeleyi en başından itibaren yürütmeliyiz ve kadınların çok daha fazla ezilmesini teşhir etmeli ve buna karşı mücadele etmeliyiz.

34. Sovyetler Birliği’ nin 1917 Sosyalist Ekim Devrimi’nden sonraki ile Çin’ in 1966 dan sonraki Kültür Devrim’indeki teori ve pratiği, daha değerlendirilmesi, kavranması ve savunulması gereken kadının gerçekten kurtuluşu hakkındaki adımlar üzerine zengin bir deneyim hazinesi sunmaktadır.

35. Reformlar uğruna mücadele: Proleter kadın hareketi, emekçinin sistem dahilindeki iyileştirmeleri hedefleyen taleplerini ele almalıdır. Kadınların eşitliği için yasal hükümlerin gerçekten uygulanması için en ön cephede ortaya çıkmalıdır. Burada komünistler, kapitalizme bunların sınırlı uygulanma olanağını göstererek, bu talepler ve reformların sosyalizm perspektifi ile bağını kurmak görevine sahiptirler.

36. Sendikalarda, işçi sınıfının yasal temsilciliklerinde ve birliklerinde erkek egemenliğine karşı mücadele etmek, kadınları ağızlarını açmaları konusunda cesaretlendirmek ve emekçi kadınların çok daha büyük bir bölümünün özellikle yönetici organlara gelmesini gerçekleştirmek bu reform çabalarında bir görevdir.

37. Reformizme karşı mücadele: Tüm işçi hareketinde olduğa gibi proleter kadın hareketinde de daha iyi bir topluma gidiş yolunu mevcut sistemde adım adım iyileştirmeler üzerinden gitmek isteyen güçlü bir reformist akım vardır.

Somut taleplerle ilgili olarak reformist güçlerle eylem birlikleri yapmamıza karşın, bu yolun çıkmaz sokağa götürdüğünü ve toplumun kalıcı değişikliğine götürmediğini gösteririz.

38. Burjuvaziden tekrar tekrar geçici tavizler ve reformlar söke söke alınır; ama o, ataerkilliğin egemenliğinin bir sütunu olarak ilkesel bir şekilde sorgulanmasını her halükarda engellemek isteyecektir.

Burjuvazinin siyasi temsilcilerinin bir bölümü ve işçi aristokrasisi işçiler ve emekçiler için bir reform siyaseti Propaganda etmekte ve reformlar uğruna mücadelenin devrim için bir okul olmasını engellemek amacıyla yukardan reformlara vurgu yapmaktadırlar. Buna karşın biz alttan mücadeleci birliği teşvik etmekteyiz.

Örgütümüz içerisindeki Özel Görevler

40. Kadınların kurtuluşu uğruna mücadele kapitalizme karşı önemli bir cephedir; bunedenle, içinde devrimci yolun önemli bir rol oynadığı emekçi kadınların anti kapitalist / sosyalist yönelimli birlikteliklerinin yaratılması veya desteklenmesini teşvik ederiz.

42. Kadınların kendi başlarına örgütlenmelerini teşvik ederiz; diğer taraftan özel ezilmeye karşı ve kadınların kurtuluşu için mücadele tüm örgütün bir görevi olması zorunluğu bilincimizdedir.

42. Herşeyden önce erkekler örgüt içerisinde, onlar cinsiyetsel iş bölümünü kırmaya (bulaşık yıkama, kahve yapma, ortalığı temizleme) ve ev işinde bilinçli bir görev dağılımı ve çocuk bakımında annelerin yükünün hafifletilmesini sağlamaya dikkat etmelidirler.

43. Kadınlar, hem ideolojik inşada, hem de özel olarak da yönetici görevler için bilinçli olarak cesaretlendirilmeli ve teşvik edilmelidirler.

(KOMAK – ML, Mayıs 2004 )

Emperyalist Ülkelerde (İktidardaki) Faşizm Üzerine

Tezler

(Ekim 2003)

I. İktidardaki Faşizm

1. Faşizm tahlilimiz ve antifaşist ajitasyon ve propagandamızda, kapitalizm ile faşizm arasındaki kopmaz bağlantıyı göstermemiz geçerlidir. (Bununla da kendimizi faşizmi onun tarihsel ve siyasi─ekonomik bağıntısından koparan burjuva “faşizm araştırmacıları”nın tarihsel olmayan totalitarizm – teorilerinden ayırıyoruz.)

2. Lenin’in ortaya koyduğu şekildeki tekelci kapitalizm, emperyalizm analizine dayanıyoruz. Faşizmin irdelenmesi emperyalizmin irdelenmesinin bir parçasıdır. Emperyalizm, mali sermayenin egemenliği, faşizmin ortaya çıkışının başlıca önkoşuludur.

Faşistleş(tir)me – Faşizm

3. Kapitalizmin ilk zamanlarında burjuvazi yükselen bir sınıf iken, eski feodal beylere karşı yeni bir toplumsal düzeni ve bunun beraberinde kendine uygun burjuva-demokratik hakları mücadeleyle kazandı. Kapitalizmin tekelci kapitalizme gelişmesiyle burjuvazi toplumsal olarak ileriye götürücü rolünü giderek daha fazla yitirdi; çöküşüne doğru giden ve kapkara gericileşen bir sınıf haline geldi: “Yeni ekonomi üzerinden, tekelci kapitalizm üzerinden siyasi üst yapı… demokrasiden siyasi gericiliğe dönüşümdür. Özgür rekabet demokrasiye tekabül eder. Tekel siyasi gericiliğe tekabül eder.“ (Lenin, TE, cilt 23. s. 34, Almanca) ve “Emperyalizm bütün hattıyla gericilik anlamına gelir“.

4. Emperyalist burjuvazi tarihsel olarak bakıldığında burjuva demokrasisi içerisinde eğilim olarak burjuva-demokratik hakların tırpanlanmasını sürdürür (“faşistleş(tir)me”. Sınıf mücadelesinin andaki durumu ve işçi sınıfının mücadele gücü burjuva demokrasisi içerisindeki burjuva demokratik hakların gelişmesini ve – ya budanmasını belirler.

5. Burjuva demokrasisi çerçevesindeki faşistleşme adımları ile iktidardaki faşizm arasındaki irdelemede ayrım gözetmek gerekliliği, bizim için andaki farklı mücadele koşullarından ve bunedenle de mücadeledeki farklı bir strateji ve taktiğin gerekliliğinden kaynaklanır.

Burjuva Demokrasisi ve Faşizm

6. Faşizm ve burjuva demokrasisi burjuva diktatörlüğün iki biçimidir.

7. Burjuva demokrasilerinde terörün normal halde açık değil, bilakis örtülü uygulanması özsel bir farklılıktır. Burjuva bir “hukuk devleti” mevcuttur. Faşizmde açık terör normal durumdur; burjuva haklara bir atıfta bulunma olanağı kaldırılmıştır; devlet gücünün başına buyrukluğu kuraldır.

8. Burjuva diktatörlüğün bu her iki şeklini – burjuva demokrasisi ve faşizm – mümkün olduğunca kav-ramsal olarak tam belirleme anlamında, çeşitli ülkelerdeki geçişler farklı zamanlarda farklı olmuşsa ve olsa bile – birbirlerinden berrak bir şekilde sınırlandırılmak zorundadır.

9. Komünistler olarak bizler kapitalizmin örgütlü işçi sınıfı tarafından yıkılması gerektiği konusunda ikna olmuş durumdayız. Burjuvazi egemenlik biçimi olarak faşizmi getirirse, faşizmin bizi ne derece devrimden alıkoyduğunu ve bizim sosyalizm için mücadelede buna rağmen nasıl ilerleyebileceğimizi açıklığa kavuşturmamız gerekir.

Faşizmin Yerleşmesinin Koşulları

10. Tekelci burjuvazi sürekli olarak azami kar elde etmeye çaba göstermektedir. Ekonomik olarak egemen konumunun yanında aynı zamanda siyasi iktidarı da tekelleştirmeyi istemekte; burjuvazinin diğer bölümlerini de kendisine tabi kılmaktadır.

11. Faşizm, kapitalizmin genel siyasi kriziyle, Ekim Devriminin zaferinden sonra gelişti. Burjuvazi siyasi olarak da savunmaya zorlanmıştı. İşçi hareketinin gücü nedeniyle onun için egemenliğin yeni biçimlerini yerleştirmek gerekliliği doğmuştu – kendi iktidarını ayakta tutabilmek amacıyla devrimci hareketin harap edilmesi için.

12. Ekonomik bunalım zamanlarında burjuvazi için azami kâr elde etmek zordur. Kriz faşizmin kurulması için temel koşul olsa da, o “otomatikman” buna götürmez. Faşizmin kurulması birinci planda siyasi duruma, işçi sınıfının kararlılığına ve tekelci burjuvazinin siyasi kararlarına bağlıdır; ilk planda mali sermayenin içinde bulunduğu ekonomik krize bağlı değildir.

13.Emperyalist burjuvazi, egemenliğini burjuva demokratik yolla ayakta tutmanın başka hiçbir olanağını görmüyorsa, devlet biçimi olarak faşizmi yerleştirir.

14. Faşizmin yerleştirilmesi emperyalist burjuvazinin ekonomik ve/veya siyasi savunma konumundan bir çıkma çabasıdır ve aynı zamanda işçi sınıfına ve emekçilere karşı kor­kunç bir saldırı anlamına gelir.

İrdelememizin Temelleri

15. İrdelememizin temeli olarak Dimitrof’un meşhur konuşmasında saptadığı, Komintern’in 7. Dünya Kongresi’nde kabul edilen faşizmin nitelendirilmesini alıyoruz: “Egemen faşizm … mali sermayenin aşırı gerici, şovenist ve emperyalist unsurların açık terörist bir diktatörlüğüdür…” ve: “Faşizm, güya her iki sınıfın, proletarya ve burjuvazi, üstünde duran bir devlet biçimi değildir, … faşizm mali sermaye iktidarının bizzat kendisidir. Bu, işçi sınıfının ve köylülüğün ve aydınların devrimci kesiminin zorla tabi kılınması için bir örgüttür. Dış politikada faşizm, diğer halklara karşı hayvansal nefret besleyen en kanlı şovenizmdir….”

Bu nitelendirmeler KE -partilerinin, 1935 de faşizm üzerine yaptıkları uzun bir tartışmanın sonucuydu.

16. Faşizmin bu ortaya konuşu bizim için bala çıkış noktasıdır; çünkü bu,

a) faşist egemenlik biçimini açık terörist olarak nitelendirmektedir.

b) Faşizmin sınıfsal niteliğini berrak bir şekilde “ bizzat mali sermayenin iktidarı” olarak
adlandırılmaktadır. Bu, öreğin sınıfsal niteliğin silindiği, faşizmin vahşileşen küçük burjuvazinin iktidarda bulunması şeklindeki iddialardan kendini açık olarak ayırmadır. (Kişiselleştirmeyi tavsiye eden böylesi yorumlara genelde karşı çıkıyoruz. “Mali sermayenin unsurları” ve “ bizzat mali sermayenin iktidarı “ifadeleri, anda rolünü oynayan kişilere değil, faşist iktidarın içeriğine atıfta bulunmaktadır).

c) Bu açık terörün hangi güçlere / sınıflara karşı yöneldiğini adlandırmaktadır: İşçi
sınıfının örgütlerine karşı, ama eninde sonunda her muhalefete karşı.

d) Antifaşist mücadele için strateji ve taktiği koyar – tüm antifaşist güçleri kapsayan,
merkez ve önderlik olarak komünist partisi ile antifaşist birleşik cephe.

2. ve 3. bölüm henüz kararlaştırılmamıştır: “II. Bağımlı ülkelerde ve yenisömürgelerde faşizm üzerine” ve “III. Faşist hareketler “

Yenisömürge, Bağımlı Ülkelerindeki Kurtuluş Mücadelesi

Üzerine Tezler  (şubat 2005)

Dün ve Bugün Sömürgecilik

1. Eski sömürgeler biçimsel bağımsızlıklarına kavuşmadan önce emperyalist sermaye ihracı eski feodal ekonomi biçimleri, aslında “ana ülkelerin” gereksinimlerine yönelmiş olan kısmen Kapitalist biçimleriyle değiştirilmesine götürmüştü. Bunedenle kendi ulusal iktisatları için çok az temeller gelişti – bu ülkelerde bağımlı, emperyalizmin ihtiyaçlarına yönelik ekonomiler ortaya çıktı.

2. Ulusal burjuvazi tali, siyasi olarak bağımlı bir rol oynadı; sömürgelerde ortaya çıkan proletarya birinci planda emperyalist metropoller için üretti.

3. Çoğu sömürgelerde bağımsızlık mücadeleyle kazanıldıktan sonra bu ekonomik gelişme sürmeye devam etti. Emperyalizmin baskısı nedeniyle kendi başlarına ekonomilerin inşası başarılamadı. şimdi şekilsel olarak bağımsız devletlerin çoğu emperyalizme (sosyalemperyalizme) bağımlı kaldılar veya yeniden bağımlı oldular. Dahası emperyalistler kendilerinin işine gelen, kurtuluş hareketleri için ek bir mücadele cephesi demek olan kukla hükümetler göreve getirdiler.

4. 1960-1ı yıllardan buyana dünya çapında yeni bir sömürge sistemi, yeni sömürgecilik
oluştu. Büyük sanayi ve toprakaltı servetleri ve diğer doğal kaynakların (su, tahta vs.) sömürülmesinin hemen hemen bütünüyle emperyalist büyük güçlerin elinde veya denetiminde olması onun niteliksel belirtisidir. Bu ekonomik denetim, DTÖ, İMF ve Dünya Bankası gibi emperyalist merkezi örgütler tarafından koordine edilmektedir.

5. (Çeşitli bağımlı ülkelerdeki yeni sömürgeciliğin somut temelleri ve biçimleri çok farklıdır; arta sanayi ve tarımın tüm alanlarını istikrarlı hale getiren ve böylece onların kapitalist rekabet içinde kalabilmesini imkansız kılan ekonomik ve siyasi bağımlılık bu ülkelerde ortak olandır.

a) (“Soğuk savaş” ta Rus sosyalemperyalizmine veya Çin’e karşı “cephe devletleri
olan) Güney Köre veya Tayvan gibi ülkelerde ati emperyalistlerin yoğun yatırımları ile, bu
ülkelerin emperyalistler tarafından denetlenmesi sürdürülen uygun High Tech (yüksek
teknoloji -ÇN) ve gerekli hammaddelere sahip olmaksızın sanayinin belirli dalları gelişti.
90-1ı yılların para krizlerinde bu ülkelerin ne kadar istikrarsız ve bağımlı oldukları görüldü.

b)İran, Türkiye, Meksika, Brezilya, Ärjantin, Güney Afrika gibi ülkelerde (sözde “eşik
ülkeleri”) büyük ve belirleyici sektör işleyici (montaj -ÇN) sanayi gerek krediler gerekse dış ticaretin denetimi üzerinden emperyalist dünya ekonomik sistemine (uzatılmış tezgâh olarak) bağlanmıştır ve bütünüyle ona bağımlıdır.

c) Nijerya, Angola, Botsvana, Kongo DC, Suudi Arabistan, Irak, Venezüela, Cote d’ Ivoire, Özbekistan gibi ülkelerde ekonomik gelişme hammaddeler veya tarımsal ürünlerin bütünüyle emperyalist ülkelere dışsatımına dayanmaktadır.

6. Emperyalizm ve yenisömürgecilik ile bağıntılı emperyalistlerin gereksinimleri doğrultusundaki Kapitalist ilişkilerin kısmen gerçekleşmesinin bu ülkelerde nesnel hiçbir “uygarca”  (ilerici) etkisi yoktur. Bizzat halklar kendilerini kurtarmazlarsa, hiçbir gerçek toplumsal ilerleme olmayacaktır.

Kurtuluş Uğruna Mücadele

7. Kurtuluş mücadelesi insanın insan tarafından sömürülmesi ve ezilmesine karşı mücadele demektir. Komünistler için yeni sömürgesel bağımlı ülkelerdeki kurtuluş mücadeleleri ilkesel olarak bir yandan emperyalizmin veya bir sömürge gücün (örn.: Kürdistan karşısında Türkiye) nüfuzundan kurtuluşun (ulusal) hedefine; diğer yandan feodal ve/veya kapitalist sömürüden kurtuluşun (sosyal) hedefine sahiptir.

8. Kurtuluş mücadeleleri, halkın bağrından çıkan ve taşıyıcının halk olduğu mücadelelerdir. Egemen koşulların gerçekten bir değiştirilmesine ve halkın yaşam durumunun bir iyileştirilmesine yönelmektedirler. Hedeflerini, işçiler, köylüler (ve onların siyasi öncüleri olarak komünistler ve ilerici güçler için) daha çok özgürlük, demokratik haklar ve siyasi nüfuz olanakları içermektedir.

9. Bir sosyalist devrim perspektifi olmaksızın emperyalizmden gerçekten kurtuluş mümkün değildir. Belirli ülkelerde feodal kalıntıların ortadan kaldırılması amacıyla bundan önce bir yenidemokratik devrim gerekli olabilir. Bir ulusal yanı ve bir de sosyal yanı olan, bir işçi ve köylü iktidarının kurulması için daha iyi koşullar yaratan ve emperyalizmi dünya çapında zayıflatan kurtuluş mücadelelerini desteklemekteyiz.

10. Bunedenle kurtuluş mücadeleleri içinde, eğer varsa (Filipinler, Nepal), komünist güçleri destekliyoruz.

11. Onların kendilerini askeri mücadele ile sınırlandırmaları, bilakis mücadele içinde daha iyi bir yaşam için halka bir örnek gösteren yapıları inşa etmeye çalışmaları tutarlı kurtuluş hareketlerinin bir niteliğidir. Tarım ağırlıklı ülkelerde kurtarılmış bölgelerde kendi başına bir ekonominin nüvelerinin inşasına başlanılır, gıda maddeleri ve tıbbı yardımın temel gereksinimleri sağlanır, okullar ve eğitim kuruluşları kurulur, kadınların durumu iyileştirilir vs. Böylesi önlemler halk içindeki ilerici bir perspektifin kök salması için ölçü çıtasıdır da.

12. Yarıfeodal koşulları sağlamlaştıran veya emperyalizme karşı değil, bilakis emperyalist bir gücün çıkarları doğrultusunda onunla rekabet halindeki başka bir emperyalist güce karşı mücadele eden gerici hareketleri desteklemiyoruz.

13. İşgale ve müdahaleye karşı – silahlı da – meşru direniş hakkı ile perspektif olarak uzun vadeli hedefleri izleyen kurtuluş mücadeleleri arasında fark gözetmekteyiz. Bu bağlamda direniş için emekçi kitlelerin harekete geçirilmesi ile önümüzdeki geleceği gösterici mücadeleler için zeminin hazırlanabileceğinin bilincindeyiz.

14. Bir ülkenin yerli burjuvazisinin emperyalizme karşı mücadelede halkın geçici, potansiyel bir müttefiki olup olmadığı ve hangi kısmının olduğuna (“ulusal-devrimci burjuvazi”) veya onun kendi başına ulusal burjuvaziye doğru gelişmesine hiçbir ilgi duyup duymadığı, yabancı emperyalistlerin kuklası olup olmadığı ve onların çıkarlarını temsil edip etmediği her defasında somut olarak incelenmelidir.

15. Emperyalistler arasındaki çelişkilerden dönem dönem yararlanma kurtuluş hareket­leri için belirli tarihsel bir durumda, kendi pozisyonunu sağlamlaştırmak için bir şans olabilir; ne var ki bu konuda bizzat kendisinin şu ve bu emperyalist gücün bağımlılığa girmemesine dikkat edilmelidir.

16. Emperyalist ülkelerin devletsel kalkınma yardımının da bağımlılıkların ekonomik bakımdan korunmasının sabit bir parçasını oluşturduğu gibi çoğu ZTÖ-leri yenisömürgeci sermaye ihracı sisteminin parçasıdırlar. Bunedenle emperyalist nüfuz elde etmenin bu türünü red ediyoruz.

17. Emperyalist bir ülkede komünist güçler için uluslararası dayanışma her şeyden önce, “kendi” emperyalizmini azami olarak zayıflatmaya, “kendi” burjuvazisine saldırmaya yönelmektir: Baş düşman kendi ülkende bulunmaktadır. Özellikle ek olarak kendi emperyalizminin bağımlı ülkelerdeki manevralarına dikkat çekmek ve bunlara saldırmak görevine sahibiz.

Avusturya’da marksizm-leninizme yönelmiş güçlerin daha sıkı bir işbirliği için

Tartışma üzerine

Temeller

( Kasım 1998 )

Asgari platform vazgeçilmez bulduğumuz (koyu basılmış)  6 başlıca maddeyi kapsamaktadır. Maddelerle ilgili olarak eklenen açıklamalarla her şeyden önce kabul edilemez bulduğumuz pozisyonlardan kendimizi ayırıyoruz. Başarılı bir işbirliği için doğal ola­rak diğer sorunlarda da geniş çaplı fikir birliklerine ulaşmalıdır.

Emperyalizmde dört büyük çelişkinin kaçınılmaz olarak keskinleşmesinden yola çıkıyoruz; işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki çelişki, ezilen halk kitleleri ile emperyalistler arasındaki çelişki, emperyalistlerin kendi aralarındaki çelişki ve sosyalist hareket ile emperyalist gericilik arasındaki çelişki.

1. İşçi sınıfının sermaye tarafından kapitalist sömürülmesi ekonomik düzenin temelidir. Proletarya en ilerici sınıftır ve bu nedenle yeni bir toplum düzeninin mücadeleyle kazanılması rolü ona aittir.

Kapitalist toplumun temelinde yatan çelişki ücretli emek ile sermaye arasındakidir. Bunun anlamı şudur: Toplumsal üretim ve ürünlerin özel mülk edinilmesi ve bir yanda çifte özgür emek güçleri (üredim araçlarından muaf ve bir sömürücüyü bizzat aramak zorundaki yasal olarak özgür kişiler), diğer yanda özel mülkiyet ve üredim için araçlar üzerinde özel tasarruf yetkisi. Kapitalist dünya sistemindeki tüm diğer ilişkileri, örn.: emperyalizm, ırkçılık, ataerkillik, yağma savaşları, çevrenin tahrip edilmesi… bu temel çelişki belirler.

Proletarya tüm toplumsal işbölümünde tüm meta ve değerlerin gittikçe daha da büyük bir bölümünü (Avusturya’da hemen hemen hepsini) üretmektedir. Emek faaliyetinin toplumsal niteliği nedeniyle (kapitalist sınıfın devre dışı bırakılmasından sonra ) tüm üretimi planlı olarak örgütleyebilecek ve toplunun gereksinimlerine göre geliştirebilecek durumdadır. “Emperyalist dünya sistemi” temelinin emperyalist yağmalama ve aşırı sömürü olduğu görüşünü red ediyoruz. Toplumsal değerler, insancıl iş gücünün takatı tüketilerek yaratılmaktadır; yağmacı gasp etmeyle (yani dolaşım alanında) yeni hiçbir değer ortaya çıkmaz. Sermaye dışsatımı ve (yeni) sömürgesel sömürünün temeli sermayenin empery­alist metropollerdeki aşırı birikmesidir. Üretilen metalar gerçek değerleri oluşturduklarından, kapitalist mali sisteminin toptan çöküşü “meta ekonomisi”nin sonuna” götürmez; bilakis er veya geç (oysa otomatikman değil) proletaryanın iktidarı ele geçirmesine götürür.

2. Proletarya ile burjuvazi arasındaki sınıf mücadelesi toplumsal gelişmenin motorudur ve proleter devrim sınıfsız bir topluma mücadeleyle ulaşılması için çıkış noktasıdır.

Toplum gelişmesinin sınıf mücadeleleri ile (ve örneğin düşünceler, rastlantılar veya buluşlarla değil)  ilerlediği konusunda Ekim Devriminden nerdeyse 100 yıl sonra da hiçbir şey değişmedi. Emperyalist burjuvazi toplumsal gelişmeyi durdururken, toplumumuzun iki ana sınıflarından proletarya tarihsel olarak daha ileri üredim tarzını temsil etmektedir. Proletarya iktidarı ele geçirdiğinde toplunun tüm ezilen sınıf ve tabakalarını kurtarır ve onları burjuva demokrasisinin biçimsel eşitliğinden komünizmin gerçekten ekonomik ve sosyal eşitliğine götürür. Faşizme karşı burjuva demokrasisinin savunulması ve “ işverenin başına buyrukluğuna” karşı (burjuva haklar bazında) “işçilerin söz ve kararlara katılımının” geliştirilmesi sosyalizme doğru ileriye götürücü unsurlar değildirler; yerkürenin minnacık bir bölümündeki asalak refah insanlığın tarihsel gelişiminin sonunu kesinlikle oluşturmamaktadır.

3. Son onyılların tarihsel deneyimi revizyonizme karşı,  proletarya diktatörlüğü için mücadelenin ve  eski ve yeni (bürokratik) burjuvaziye karşı sınıf mücadelesinin sınıfsız topluma kadar sürdürülmesinin gerekliliğini yeniden kanıtlamaktadır.

Devrimci işçi hareketi belirleyici yenilgilere son 100 yılda her defasında teorik ve ideolojik alanda uğratıldı. Gerek faşizme karşı yenilgi, gerekse sosyalizmin yenilgileri birinci planda askeri düzeyde gerçekleşmemiştir.

Bernstein’ın eski revizyonizmi Marks’ın öğretilerine açıktan saldırırken, (Kruşçof, Brejnef, Deng vs )-modern revizyonizmi, marksist-leninist teorinin devrimci çekirdeğini yerlebir etmek amacıyla Marks ve Lenin alıntılarını kullandılar. Bugünkü yeni revizyonist akımlar, Brejnef yönetimindeki sosyalemperyalizm mi haklı çıkarmak için örn.: demagojik bir şekilde Stalin’e atıfta bulunuyorlar.

İktidarın proletarya tarafından zorla ele geçirilmesi gerekliliğini inkar eden veya sorgulayan tüm teorilere karşı mücadele ediyoruz ve proletarya diktatörlüğü altında komünistlerin önderliğinde eski burjuvaziye karşı mücadelenin onun yok edilmesine kadar sürdürülmek zorunda olduğunu vurguluyoruz. Bir halk demokrasisi devletinde (işçi-köylü egemenliği) de sosyalist devrim hazırlığı ve uygulanması işçi sınıfı ve onun komünist partisi için başlıbaşına bir mücadele görevidir.

(Devlet ve ekonomi içindeki bürokrat kesimden) yeni bir burjuvazinin ortaya çıkmasına karşı mücadele, sosyalist üretim ilişkilerinin gerçekleşmesiyle ancak halk kitlelerinin harekete geçirilmesiyle başarılı olabilecek siyasi esas görevi oluşturmaktadır.

4. Kapitalizmin emperyalist evresinde tekelci sermayenin (mali sermayenin) egemenliği ile bir yandan ezilen halkların (d.y. yeni sömürgelerin) kurtuluş mücadeleleri ve diğer yandan (ataerkillik, ırkçılık, militarizm ve faşistleştirme ile ) keskinleşmiş baskıya karşı mücadeleler sosyalist dünya devrimi güçlerinin olası bir parçası haline gelecekler.

Küçük burjuva önderliğindeki antiemperyalist kurtuluş hareketleri de ortak düşmanı zayıflattıklarından devrimin güçleri ve Avusturya’daki devrimci hareket için müttefiktirler. Halk kitlelerinin ideolojik kışkırtılması yeni sömürgelerdeki açık terörist baskının dışında özellikle emperyalist metropollerde belirleyici bir rol oynamaktadır. Irkçılık, milita­rizm, ataerkil düşünme vs. burjuvazi egemenliğini güvence altına alma için çoğu kez silah zoruyla açık tehditten daha önemli bir araç haline gelmektedir. Komünistler bu nedenle bu sorunlarla ilgili mücadelelere seyirci kalmamalıdırlar. Bu mücadelelerin devrim için sosyalist mücadelenin bir parçası haline gelebilmesi için bunlar proleter sınıf görüşünü içermeli ve bundan yola çıkmalıdır.

5. Sosyalist devrimi gerçekleştirmek amacıyla işçi sınıfı mücadeleyi ulusal çerçevede kendi burjuvazisine karşı geliştirmeli ve bu bağlamda emperyalizm tarafından ezilen sınıfları ve tabakaları beraberinde getirmeli ve yönetmelidir. O aynı zamanda proleter enternasyonalizmi ruhuyla diğer ülkelerin mücadele eden işçileriyle sıkı birliğini ve özellikle  ‘kendi’ emperyalistleri tarafından sömürülen ve ezilen halkları desteklemeyi ilerletmelidir.

Tekelci sermayenin AB, NATO ve diğer uluslararası birliklerine karşın, Avusturya burjuvazisi her ne kadar ulusal ve uluslararası olarak örgütlü olsa da, oysa siyasi kararlar geniş çapta ulusal çerçevede alınmaktadır. Bu, Avusturya için, siyasi kararlar, Brüksel, Berlin veya Nevyork’ta değil, sonal olarak her şeyden önce Viyana’da alınmaktadır, anlamına gelir. O halde silahlı ayaklanma burjuvazinin siyasi iktidarını önce Viyana ve Avusturya’da kıracaktır. İşçi sovyetleri cumhuriyetinin güvence altına alınması ve sosyalizmin inşası – en azından geçici olarak – Avrupa’nın küçük bir parçasında da, örn.: Avusturya’da mümkündür. Doğal olarak bunun için diğer ülkeler devrimci hareketleriyle sıkı bağlantı ve dayanışma ve karşılıklı destek gereklidir.

Oysa sosyalizmin sonal zaferine ve sınıfsız toplumun inşasına ancak birçok sosyalist ülkelerin geniş işbirliğiyle ulaşılabilir. Bir ülkede sosyalizmin inşasının mümkün olmadığını açıklayan ve bu nedenle uluslararası ittifaklar, Avrupa çapında eylemler ve tüm dünyadaki sınıf mücadeleleriyle dayanışma gösterilerine Avusturya’da devrim hazırlamaktan daha fazla enerji ve dikkat hasreden herkese karşı çıkıyoruz.

6. Proletaryanın silahlı ayaklanma, iktidarı ele alma ve burjuva devlet aygıtını darmadağın etme  için siyasi mücadelesini başarılı bir şekilde ileriye götürmek amacıyla proletaryanın en iyi güçlerinden oluşan sağlam bir kadro örgütü, marksist-leninist bir mücadele örgütü gereklidir. Bunun için başından itibaren işçi sınıfı içinde planlı komünist ajitasyon-propaganda ve  bilimsel komünizmin mücadele içinde benimsenmesi, araştırıcı bir şekilde incelenmesi ve uygulanması vazgeçilmezdir.

Proletaryanın devrimci partisi mücadele içinde kendiliğinden değil, bilakis devrimci teoriyi devrimci pratik ile birleştiren komünist militanların bilinçli örgütlü birliğinden doğar. Parti konferans açıklamalarıyla değil, komünist kadroların işçi sınıfının mücadeleleri içinde kök salarak yaratılır.

Parti, sendika çalışmasına ve “sosyal mücadeleler” e iki aşamada yoğunlaşmayla ve örgütün daha sonraki komünist bir örgüte gelişmesiyle değil, bilakis başından itibaren komünist siyaset ile doğar. Bu ise parti inşasında güncel ilk adımları da beraberinde getirir. (25. 11. 98)

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s


%d Bloggern gefällt das: